Araştırmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Araştırmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yüksek teknoloji kullanımı gençleri tarım ve hayvancılıkta çalışmaya teşvik edebilir

Kapalı devrede devirdaim yapan su ürünleri yetiştiriciliği ve akuaponik su ürünleri yetiştiriciliği gibi teknolojiye dayalı gıda üretimindeki büyüme, gençleri tarım iş gücüne geri getirebilir.

Mississippi Eyalet Üniversitesi Yaban Hayatı, Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü Emeritus Profesörü Dr.Louis R. D'Abramo, özellikle Kuzey Amerika'daki gençlerin, kırsal yaşamın dışındaki meslektaşlarının aksine genellikle kırsal yaşamı çekici bulmadıkları için geçerli olduğunu belirtti. 

Bu durum her ne kadar Amerika için tanımlanmış olsa da, Türkiye'deki gençlerin de özellikle kırsal kesimde yaşama ve orada iş yapmak konusunda pek istekli olduklarını söyleyemeyiz. Kırsaldaki erişim, lojistik ve iletişim gibi başlıca sorunlar gençleri şehirlerden uzaklaşmak konusunda isteksiz kılıyor olabilir.

Uluslararası öğrencileri dört yıllık lisansüstü programlara çekmek zor değil çünkü çoğu durumda, ekonomiye önemli ölçüde katkıda bulunan gelişmiş su ürünleri yetiştiriciliği endüstrilerine sahip ülkelerden geliyorlar ve sektörde çalışmaya istekli birçok kişi farklı yaşam tarzlarına sahip ve genellikle kırsal alanlarda yaşıyor diyor D'Abramo.

Çoğu çiftliğin bulunduğu uzak bir ortamda çalışmaya yönelik isteksizlik, Kanada'da su ürünleri yetiştiriciliği iş gücünü cezbetme ve elde tutmada önemli bir zorluk olarak yankılanıyor. Kanada Tarım İnsan Kaynakları Konseyi'nin "İşgücü Piyasası Tahmini 2029" raporu, bunun endüstrinin genişlemesini geciktirebileceğini veya engelleyebileceğini söylüyor.

Gençlerin çiftlik işlerinden uzaklaşması, yaklaşık bir nesildir devam ediyor, ancak su ürünleri yetiştiriciliğinin özellikle "kontrollü çevre tarımı" olarak adlandırılan alanlardaki genişlemesi biraz rahatlama sağlayabilir.

Gıda üretim sistemleri daha teknolojiye dayalı hale geldikçe ve çiftlik alanlarının şehir merkezlerine daha yakınlaşmasına izin verdikçe, çeşitli disiplinleri okuyan daha fazla genç insan buna dahil olmaya ikna edilebilir.

İşletme geçmişi olan kişilere, büyük olasılıkla su ürünleri yetiştiriciliği işletmeciliğine ağırlık veren bir MBA kazanmış kişilere ve iki yıllık bir kolejden önlisans derecesi ile özel olarak eğitilmiş ve mezun olan kişilere ihtiyaç duyulacaktır diyor D'Abramo.

Virginia Deniz Ürünleri Tarım Araştırma ve Genişletme Merkezi Direktörü Dr. Michael Schwarz, kontrollü çevre tarım şemsiyesi altında daha hızlı büyüyen segmentin akuaponi olduğunu söylüyor. Büyümesini çiftlik çiftlikleri değil, ticari ölçekli üreticiler yönlendiriyor, diyor.

Endüstriden ve yatırımcılardan ipucunu alan Virginia Tech’in yeni SmartFarm İnovasyon Ağı, odak noktasının SmartFarm teknolojileri olduğu bir Kontrollü Çevresel Tarım İnovasyon ve Eğitim Merkezi kurdu.

Akuaponiklere önemli bir sermaye yatırımı görmeye başlıyoruz, bu da çoğu durumda salmonidi üretimle ilişkilendiriyor. İş gücünde birden fazla, farklı disipline ihtiyacınız olanlarda. Su ürünleri yapıyorsanız, balık yetiştiren insanlara ihtiyacınız var; bitkileri anlayan, üretim, sağlık, hastalık kontrolü, hasattan biyogüvenlikten anlayan insanlara dedi Schwarz.

British Columbia'daki Vancouver Island Üniversitesi'nde (VIU) öğrenciler, gıda üretiminin ekolojik ayak izini azaltan mahsul çeşitlendirmesini ve gelişmiş çiftlik ekonomisini ve entegre bir gıda üretim sisteminin nasıl işletileceğini anlayarak ekonomik, çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik hakkında bilgi edinirler. VIU’nun kültür balıkçılığı serası benzersizdir çünkü bir soğuk su balığı olan mersin balığı yetiştirir, oysa çoğu işlem tipik olarak tilapia gibi ılık su balıkları yetiştirir.

VIU’nun Balıkçılık ve Su Ürünleri Teknolojisi Programında birinci sınıf öğrencisi olan Holli Desrocher, Şu anda ekilebilir arazimiz tükeniyor, bu yüzden aquaponics kullanabileceğimiz bir alternatif." Diyor. Kendi kendine yeterli olması için daha fazla şey öğrenmek istedim. Büyüdüğümde ve çocuklarım olduğunda ailemi beslemek için kendi sebzelerimi yetiştirmek istiyorum. diyor.

D’Abramo, hem endüstri hem de akademi için yapılacak çok iş olduğunu kabul ediyor.

ABD'de su ürünleri yetiştiriciliğinin olduğu gibi pazarlanması gerekiyor. Su ürünleri yetiştiriciliği yapan insanlar gerçekten de "dünyayı kurtarmaya çalışıyorlar." Bu, insanların dikkatini çekiyor. Akademinin bilgilendirmek için sosyal medya gibi çıkışlar bulması gerekiyor. Bu yaklaşım, mevcut nesiller için çok önemlidir. Özel sektör ve üniversite araştırmacıları arasında işbirliğini teşvik eden bir ortam şart” diyor.

Ayrıca, yanlış bilgileri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için kendisi gibi araştırmacılara “su ürünleri yetiştiriciliği hakkında daha iyi ve daha sık iletişim kuran kişiler olma” görevini verdi. "Kamuoyuyla etkili iletişim, genellikle üniversite araştırmacılarının güçlü bir noktası değildir" diye itiraf etti.

aquaculturenorthamerica.com'daki yazıdan Türkçe'ye çevrilmiştir.

Toplumsal bir dönüşüm aracı olarak su ürünleri yetiştiriciliği, sürdürülebilir bir geleceğin inşasına katkı sağlayabilecek mi?

Sidney New South Wales Universitesi'nden yüksek lisans öğrencisi olan Joshua Noiney, Papua Yeni Gine'deki balık yetiştiriciliğinde devrim yaratmak için balıkçılık alanındaki uzmanlığından yararlandı. Araştırmacının girişimi yalnızca yetiştiricilikte reform yapmakla kalmadı, aynı zamanda toplumsal çabayı yapıcı kalkınmaya, şiddeti azaltmaya ve büyümeyi teşvik etmeye yönlendirdi.

Joshua Noiney, 2017'den bu yana New South Wales Sidney Üniversitesi'nde okurken, Papua Yeni Gine'de su ürünleri yetiştiriciliğine dönüştürücü bir yaklaşımı ön plana çıkarmak üzerine çalışıyor. Ülkenin balıkçılık sektörü hakkında sağlam bir geçmişe sahip olan Noiney, ileri teknolojiyi ve temel eğitimi stratejik olarak yerel balık yetiştiriciliği uygulamalarına entegre etti. Bu geçiş yalnızca endüstriyi güçlendirmekle kalmadı, aynı zamanda toplulukları şiddet geçmişinden kolektif ve kişisel ilerlemeye doğru yönlendiren bir toplumsal katalizör görevi de gördü.

Prof. Sammut'un Noiney ile işbirliği içinde yürüttüğü girişim, akademi ve yerinde uygulama arasındaki başarılı ortaklığın örneğini oluşturuyor. Koalisyon; kurumlar, sivil toplum kuruluşları, Avustralya ve Papua Yeni Gine hükümetleri, okullar, hapishaneler ve yerel topluluklar dahil olmak üzere çeşitli paydaşları bir araya getirdi. Birlikte, su ürünleri yetiştiriciliği sektörünün büyümesinde çok önemli olan  kesintisiz bilgi ve kaynak alışverişini desteklediler.

2009 yılında 11.000 olan balık çiftliği sayısı, her iki ülkeden çok disiplinli ekiplerin ortak çabaları ile 2023 yılına kadar 70.000'in üzerine çıktı. Bu genişleme sadece ekonomik bir zaferi değil, aynı zamanda Papua Yeni Gine'de toplumsal dönüşüm için bir araç olarak sürdürülebilir tarımın etkili gücünü de yansıtıyor. Bu yenilikçi balık yetiştiriciliği modeli sayesinde toplum ilerleme ve istikrar ortamını teşvik eden bir dönüşüm yaşıyor.

Papua Yeni Gine'de Su Ürünleri Endüstrisi

Su ürünleri yetiştiriciliği Papua Yeni Gine'de gıda güvenliğine, geçim kaynaklarına ve ekonomik kalkınmaya önemli katkıları olan önemli bir endüstri. Bölgenin çeşitli su ekosistemleri, balık yetiştiriciliği faaliyetlerinin genişletilmesi için büyük bir potansiyel sunuyor. Papua Yeni Gine'nin su ürünleri endüstrisi, yaylalardan kıyı bölgelerine kadar farklı çevre koşullarına uyum sağlayan tilapya, sazan ve alabalık gibi çeşitli türleri kapsıyor.

Ülkenin deniz kaynaklarına bağımlılığı ve yabani balık stoklarının aşırı tüketimi göz önüne alındığında, bu sektörün ilerlemesi özellikle önemlidir. Papua Yeni Gine'de balık yetiştiriciliğinin büyümesine odaklanarak, doğal stoklar üzerindeki baskıyı azaltabilecek ve biyolojik çeşitliliği koruyabilecek, yabani balık avcılığına sürdürülebilir bir alternatif yaratmaya çalışıyor.

Su Ürünleri Yetiştiriciliğinde Piyasa Tahminleri ve Eğilimler

Küresel su ürünleri pazarının önümüzdeki on yılda önemli ölçüde genişlemesi bekleniyor. Balık ürünlerinin sağlık açısından faydalarının anlaşılmasıyla artan tüketimin yanı sıra artan küresel nüfus da bu öngörülen büyümeyi destekliyor. Teknolojik gelişmeler, daha sürdürülebilir uygulamaların benimsenmesi ve su ürünleri yetiştiriciliğinin gelişimini teşvik eden hükümet girişimleri de sektörün desteklenmesine hizmet ediyor. Papua Yeni Gine'nin durumu, yerel balık yetiştiriciliğinin teknolojik entegrasyon ve stratejik kalkınma çabalarından faydalanması nedeniyle dünya çapındaki bu eğilimleri yansıtıyor.

Bu sektörde başarının devam etmesi; hastalık kontrolü, yem kalitesi, sürdürülebilir tarım uygulamaları ve iklim değişikliğinin etkileri gibi zorlukların ele alınmasına bağlı. Bu sorunların üstesinden gelmenin anahtarı ise uluslararası işbirliği, araştırma ve geliştirmeye yatırım yapılması ve yerel halkın doğrudan katılımını ve endüstrinin büyümesinden faydalanmasını sağlayan toplum temelli girişimlere vurgu yapılması.

Toplumsal Etki ve Sektörel Zorluklar

Su ürünleri yetiştiriciliğinin sürdürülebilir gelişiminin, ekonomik faydaların ötesinde daha geniş toplumsal etkileri var. Noiney ve ekibinin aktif olduğu Papua Yeni Gine gibi bölgelerde balık yetiştiriciliğinin büyümesi, şiddet ve sosyal bozulmanın azalmasıyla ilişkilendirildi. Su ürünleri yetiştiriciliği, alternatif bir geçim kaynağı sağlayarak ve topluluk uyumunu teşvik ederek kırsal alanların genel istikrarına ve refahına katkıda bulunabilir.

Ancak sektör önemli engellerle de karşı karşıya. Balık sağlığı, üreme, yem ve çiftçilik uygulamalarının çevresel sürdürülebilirliği ile ilgili teknik zorluklar ele alınma. Büyümeyi etkili ve adil bir şekilde yönetmek için uygun düzenleyici çerçevelerin oluşturulmasına da ihtiyaç var.

Papua Yeni Gine'de sağlam bir su ürünleri yetiştiriciliği sektörünün geliştirilmesi çok yönlü bir yaklaşım gerektiriyor. Kapasite geliştirme, eğitim ve öğretim, kaliteli girdilere erişim ve pazar geliştirme, sektörün uzun vadeli sürdürülebilirliğini ve etkisini güvence altına alacak hayati bileşenlerdir.

Balık yetiştiriciliği ve sürdürülebilir su ürünleri yetiştiriciliği uygulamalarının daha geniş bağlamı hakkında ek bilgi edinmek isteyenler için Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Balık Merkezi gibi saygın kaynaklar, bu kritik konular hakkında kapsamlı bilgi ve belgeler sunmaktadır. Bu tür platformlar, Joshua Noiney ve ortaklarının Papua Yeni Gine'de gösterdiği ilerlemelerle uyumlu uzmanlık ve veri sunarak dünya çapındaki benzer girişimlere ışık tutuyor.

Resiflerde yaşayan balık türlerinde neden böylesine çok renk farkı var?

Resifler etkileyici yerler, resif balıkları da öyle. Bazıları kilometrelerce uzanan resifleri yuva bilen binlerce, hatta onbinlerce farklı su altı canlısı bu alanlardaki milyonlarca rengi oluşturan benzersiz ekosistemleri oluşturuyor.

Resif ekosistemleri, birbirine uzak ya da yakın pek çok balık, yosun, yumuşakça, sürüngen ve hatta bakteri türüne ev sahipliği yapıyor ve resifleri önemli kılan özel sebeplerden birisi de bu çeşitlilik. İşi balıklar yönünden değerlendirdiğimizde - ki resif balıkları karadaki tuzlu su akvaryumlarında en sık kullanılan türlerdir - taksonomik olarak birbirine yakın olan ailelerde dahi büyük renk değişimleri görülür. İşte bunun sebeplerinden birisi artık belli.

Mercan resiflerinin doğal sakinlerinden olan kelebek balıkları üzerinde James Cook Üniversitesi Mercan Kayalığı Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi tarafından yürütülen bir çalışma, kelebek balıklarının 42 türünü kapsayan geniş bir proje. Araştırmanın elde ettiği sonuçlar ise bir o kadar ilginç, çünkü aynı resifler içinde birbiri ile birlikte yaşayan yakın türler arasındaki renk farkları en fazla. 

Araştırma takımı desenler arasındaki değişiklikleri ve evrim sürecinden nasıl etkilendiklerini inceleyebilmek için yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflar kullandı.

Christopher Hemingson, projenin yürütücüsü ve ilgili makalenin baş yazarı konuyla ilgili olarak araştırmamız gösteriyor ki milyonlarca yıl boyunca kelebek balıkları diğer türlerle aynı yerde yaşadıklarında görsel işaretlerin fazla çeşitlilik gösteriyor diyor. Ayrıca bulduk ki bu, her iki türün de benzer aralıklarda yaşamasıyla gerçekleşiyor.

Araştırmanın diğer yazarı olan Dr. Peter Cowman ise bir türün yaşam alanının diğer türden uzaklaşmasıyla birlikte  desenleşmenin tersine döndüğünü ve renklerde daha az farklılaşma olduğunu belirtiyor. Araştırmanın ortak yazarı ve kıdemli bir araştırmacı olan Profesör David Bellwood, bu araştırmanın sonuçlarının coğrafi menzil dinamiklerin ilk kez deniz balıkları üzerindeki renk etkisini ortaya koyması yönünden son derece önemli olduğunu vurguluyor.

Bu araştırma, kelebek balıkları arasında renk ve desen farklılıklarını aynı anda ölçen ilk araştırmadır. Araştırma bize desen farklılıklarının 300.000 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleşebileceğini ancak milyonlarca yıl boyunca istikrarlı şekilde kalabileceğini göstermektedir.

Hemingston rengin diğer türlerden farklı görünmekten çok daha fazlası olduğunu belirtiyor. Bu renk desenleri ayrıca diğer türlerin de ne olduğuna bağlı olarak değişiyor. Bulmacanın ilginç bir parçası ve resif balıklarının neden bu kadar renkli olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.

sciencedaily.com'daki yazıdan Türkçe'ye adapte edilmiştir.

Açık deniz yetiştiriciliğindeki doğru havalandırma stratejisi nanokabarcıklar üzerine mi kurulmalı?

Açık denizde balık yetiştiriciliği sistemlerinde deniz bitlerinin yönetimi, etkili, ekonomik ve çevresel açıdan sürdürülebilir yöntemler gerektiren önemli bir zorluk. Norveç gibi su ürünleri yetiştiriciliğinde doğa ile daha dost, kimyasal içermeyen ve dolayısıyla daha sürdürülebilir görünen yöntemlerle çalışmayı tercih eden ülkelerde, balıkların yetiştiricilik ortamından çekilerek üzerlerindeki deniz bitlerinin ve yumurtalarının temizlenmesi gibi yöntemler uygulanıyor.

Bu yöntemim kimyasal kullanılarak yapılan arındırma yöntemlerine göre çevre için daha avantajlı olduğunu söyleyebiliriz fakat bu sürecin kendine özgü bazı dezavantajları var. Bunların arasında, bit temizliği öncesi balıkların belirli bir alanda kısa süreliğine de olsa yoğunlaştırılması var ki bu da stresin başlıca kaynaklarından. Yoğunlaştırma ve stres aynı zamanda daha fazla oksijen tüketimi anlamına da gelir. Yetiştiricilik tesislerindeki hayvanların refahları söz konusu olduğunda bu prosedür esnasında ortamdaki koşulların iyi ayarlanması gerekiyor; özellikle de oksijen bakımından.

Kontorllü koşullu yetiştiriciliğin herhangi bir aşamasında kalıcı hale gelmiş yada gelmesi muhtemel olan düşük oksijen seviyesine çözüm bulmak ve dolayısıyla balıkların refahlarını arttırmak amacıyla, Norveçli bir su ürünleri şirketi ilk olarak gemilerini, her biri 3 bar'da 220 m3 su sağlayan, 31 kW'lık iki pompayla çalışan dört oksijen konisi ile donattı. Koniler suya yeterince oksijen vermeyi başarsa da, iş yoğun enerji tüketimi nedeniyle oldukça maliyetli. Bunun ardından stratejisini değiştiren şirket difüzör hortumlarıyla oksijen enjekte etme metoduna geçti.

Bu yöntem, konik pompaların yüksek miktardaki enerji tüketimini ortadan kaldırırken, oksijen transfer verimliliğini azalırken çok büyük hacimlerde, oksijen gerektiren üretim maliyetlerini arttırdı. Ek olarak, karşılaşılan bir diğer sorun da, difüzör hortumundan çıkan kabarcıkların balık sayma sisteminin verdiği sonuçların doğruluğunu etkiledi.

Doğru havalandırma stratejisi nanokabarcık teknolojisinden mi geçiyor?

Daha etkili bir çözüm arayışında olan şirket, nanokabarcık teknolojisini denemeyi tercih etti. 2021 baharında şirket, yükleme hortumlarının bit giderme sistemine bağlantı noktasının üzerindeki bir destek yapısı üzerine stratejik olarak konumlandırılan bir nanokabarcık jeneratörünü kurdu.

Sistem, 200 ton balığı desteklemek için gereken tipik oksijen miktarının yalnızca bir kısmını enjekte ederek üstün oksijen transfer etkinliği gösterdi. Nanokabarcık teknolojisinin başarılı entegrasyonu, yalnızca şirketin oksijenasyon gereksinimlerini karşılamada değil, aynı zamanda  CO2 emisyonlarını düşürme girişimlerinde de önemli bir ilerlemeye işaret etmekte.

Bu sistem, yüksek verimli gazdan sıvıya enjeksiyon teknolojisini kullanarak su akışına göre çalışır. Toplu oksijeni nanokabarcıklara dönüştürerek suyu yüksek seviyelerde çözünmüş oksijenle doyurur. Nötr kaldırma kuvvetine sahip negatif yüklü nanokabarcıklar suda uzun süre kalır ve sudaki çözünmüş oksijen seviyesini stabilize eden bir tampon görevi görür.

Kalıcı şekilde devamlı olarak çalışması için tasarlanan jeneratörde hareketli parça bulunmaması, kolay kurulumun yanında ve mevcut pompa sistemleriyle kusursuz entegrasyon sağlanmasını destekliyor. Herhangi bir yetiştiricilik operasyonunda oksijen seviyesini arttırmak için doğrudan akış hattına veya yan akıma monte edilebilir. Bu teknoloji sudaki çözünmüş oksijen seviyesini yükselttiği gibi besleme sırasında kullanıldığında, büyüme oranlarını artırmayı destekliyor. Biyokütledeki artış kârlılığı da beraberinde getiriyor.

Araştırmalar, nanokabarcıkların patojenleri en aza indirdiğini, hastalıkların azalmasına yardımcı olan bir ortam sağladığını, solungaç sağlığını iyileştirdiğini ve ölüm oranlarını düşürdüğünü gösteriyor. Nanokabarcıklar aynı zamanda sudaki toksinleri ve atıkları nötralize edebilir, aynı zamanda yüzeyleri fırçalayabilir ve biyofilm oluşumunu engelleyebilir.

Balık yetiştiriciliği yapılan sistemlerde kullanılan gemilerdeki oksijenasyon sistemlerinin çalıştırılmasında, dizelle çalışan temel kompresörler ve pompalar enerji tüketimini arttıran başlıca etmenlerden. CO2 emisyonlarının doğrudan azaltılması, enerji talebinin ve dizel tüketiminin ele alınmasıyla başarılabilir. Koniler ve difüzörler gibi geleneksel oksijenleme sistemleriyle karşılaştırıldığında nanokabarcıklar önemli ölçüde daha verimli. Bu durumda, Moleaer'ın sistemi, operasyonlar sırasında hem enerji hem de oksijen tüketimini hesaba katarak, konilere kıyasla  CO2 emisyonlarında %60'lık etkileyici bir azalma gösterdi. 

Norveçli balıkçılık şirketi, oksijen ve enerji tüketimini iyileştirerek CO2 emisyonlarını azaltırken, somon yetiştiriciliğindeki büyük sorunlardan birisi olan deniz bitlerinden kurtulma işi sırasında daha fazla oksijenlenme sağlıyor.

ubc

Denizaltı gözlemcilerinin sağladığı verilerle, denizatlarının yaşam alanlarına dair yeni ve heyecan verici bilgiler elde edildi.

Denize ilgi duyan ve denizle ilgili iyi gözlem yeteneğine sahip gözlemciler sayesinde esrarengiz ve karizmatik balıklar olan denizatları, yalnızca yeni habitatlarda ve geniş coğrafi aralıklarda keşfedilmekle kalmıyor, aynı zamanda daha önce yaşadıkları bilinmeyen yeni derinliklerde de keşfediliyor. Erkek bireylerin yavruları taşıma davranışı uzun süredir insanları büyülese de popülasyonlardaki cinsiyet oranı ve üreme mevsimi hakkında yeni bilgiler deniz gözlemcileri ve araştırmacıları tarafından keşfedildi.

British Columbia Üniversitesi (UBC) ve Londra Zooloji Derneği (ZSL) merkezli bir deniz koruma ekibi olan Project Seahorse'dan araştırmacılar, dünya genelinde bulunan 46 denizatı türünden 35'iyle ilgili yeni bulguları belirledi ve inceledi. Bu bulgular iNaturalist ailesinin bir parçası olan ekibin iSeahorse programını kullanan vatandaş bilim insanları tarafından yayınlandı.

iSeahorse programı, üyelerini profesyonel olmayan halkın veya amatör araştırmacıların oluşturduğu bir topluluk ve bu insanların vahşi doğada karşılaştıkları denizatı hakkında doğrudan bilgi sağlamalarına olanak tanır. Sitede yayınlayarak hangi deniz atı türünü, dünyanın neresinde, ne zaman gördükleri, yaşam alanı ve derinliği hakkında bilgiler veriyorlar. Kullanıcılar aynı zamanda mümkünse fotoğraflı kanıt da sunabiliyorlar.

Ekim 2013'ten Nisan 2022'ye kadar 96 ülkeden ve 35 denizatı türünden 7.794 doğrulanmış gözlemin analizini gerçekleştiren araştırmacılar, elde ettikleri bilgilerden ve bu bilgilerin denizatı hakkında halihazırda bilinenler üzerindeki etkilerinden oldukça etkilendiler. 

O zamanlar UBC Okyanuslar ve Balıkçılık Enstitüsü'nde yüksek lisans öğrencisi ve makalenin ilk yazarı olan Elsa Camins Martinez, Yeni bulgular, dünyanın kesin IUCN Tehdit Altındaki Türler Kırmızı Listesinde yer alan türlerin küresel koruma değerlendirmelerini geliştirecek dedi. 

Camins, Coleman'ın Pigme Denizatı (Hippocampus colemani) üzerindeki gözlemlerine katkıda bulunduğunu belirtti; bu gözlemler, onun coğrafi alanının binlerce kilometre kare daha geniş, habitatının daha çeşitli ve derinlik aralığının daha önce bilinenden daha sığ olduğunu gösterdi. Hippocampus satomiae'ye ilişkin gözlemlerin birçoğu IUCN Kırmızı Listesi'nde rapor edilen aralığın dışındaydı; bu da bunların aralığının daha önce anlaşıldığından çok daha geniş olduğunu akla getiriyor.

UBC profesörü, araştırmanın kıdemli yazarı ve Project Seahorse kurucu ortağı ve direktörü Dr. Amanda Vincent, iSeahorse'da rapor edilen habitat türlerini, her tür için IUCN Kırmızı Liste değerlendirmesindekilerle karşılaştırarak, türlerin yüzde 80'i için yeni habitatlar bulduk dedi. Hippocampus Comes, Hippocampus histrix, H. kuda, Hippocampus kelloggi ve Hippocampus spinossisimus için her biri beş ila altı yeni habitat içeren yeni yaşam alanları bulduk.

Camins, iSeahorse verilerinin bilinen üreme sezonunu beş tür için uzatması büyüleyiciydi diye ekledi. Tropik bölgelerde denizatlarının her ay ürediği rapor ediliyor. Şaşırtıcı bir şekilde bu durum Kuzey Yarımküre'deki Asya türlerinde de geçerliydi, ancak ilkbaharda daha fazla üreme görülüyor.

Dr. Vincent iSeahorse web sitesiyle gurur duyduğunu belirtiyor. Dalış faaliyetlerinin yoğun olduğu Güneydoğu Asya, Avustralya, Karayipler ve Avrupa'daki gözlemcilere ulaştık ve iNaturalist portföyünün bir parçası olmaktan büyük fayda sağladık. Sualtında denizatı üzerinde araştırma yapan ilk biyolog olarak, katılımcılar tarafından sağlanan bilgilerin birçok türü daha iyi anlamamıza yardımcı olmasından heyecan duyuyorum. Yaygın olarak incelenen bir tür için bile, kaplan kuyruklu denizatı (Hippocampus geliyor) iSeahorse gözlemleri, Tayland ve Endonezya'daki yeni keşiflerle birlikte IUCN Kırmızı Liste aralığının dışından geldi.

ZSL'nin Kıdemli Denizcilik Teknik Danışmanı ve makalenin ortak yazarı Project Seahorse'un kurucu ortağı Heather Koldewey, Topluluğumuza katkıda bulunanların yardımıyla çok daha geniş ölçekte bilgi toplayabildik diyor. Bu çalışma, boşlukların kapatılmasına yardımcı olarak denizatı bilgisini ilerletmede toplum biliminin değerini ortaya koydu. Denizatları, resmi araştırmaları bile zorlaştıracak kadar şifreli oldukları için toplum biliminden yararlanan büyüleyici türlerdir. Tüm bu çabalardan elde edilen sonuçlar, bilgi üreterek ve katılımı ve eylemi harekete geçirerek deniz topluluğu bilimini teşvik etmenin önemini ve korumada oynayabileceği önemli rolü göstermektedir. 

Kaynak: ubc.ca

Norveç'te, somon yetiştiriciliğinde karşılaşılan en tehlikeli 5 bulaşıcı hastalık

Norveç Veteriner Enstitüsü tarafından yayınlanan yeni bir rapora göre, Norveç'te hasattan önce ölen tüm çiftlik somonlarının yaklaşık %38'inin ölümünden bulaşıcı hastalıklar sorumlu.

Bu bulgular, su ürünleri yetiştiriciliğinde bulaşıcı hastalıklara karşı devam eden mücadeleyi vurgulayarak, etkili tedavi ve önleme stratejilerinin sürekli araştırılması ve geliştirilmesine olan ihtiyaca dikkat çekiyor. 

Raporda, somonu etkileyen hastalıklar şu şekilde sıralanmış:

Kış Yaraları: Genellikle soğuk aylarda ortaya çıkan cilt lezyonlarıdır. Moritella viscosa bakterisinin neden olduğu bu yaralar, cilt hasarına yol açarak somonu ikincil enfeksiyonlara karşı duyarlı hale getirebilir ve genel sağlığını etkileyebilir.

Kardiyomiyopati Sendromu (CMS): Atlantik somonuna özgü viral bir hastalıktır. Kalbi ve iskelet kasını hedef alarak kalp lezyonlarına ve kalp fonksiyonlarının azalmasına yol açar. Bu genellikle, özellikle daha büyük, pazara yakın büyüklükteki balıklarda, büyümenin azalmasına ve ölüm oranının artmasına neden olur.

Solungaç Hastalığı: Bu terim, somon balığının solungaçlarını etkileyen, genellikle bakteri, virüs ve parazitler dahil olmak üzere çeşitli patojenlerin neden olduğu çeşitli koşulları kapsar. Semptomlar arasında solungaç iltihabı ve hasarı yer alıyor; bunlar solunumu ve osmoregülasyonu etkileyerek sağlığın bozulmasına ve ciddi vakalarda ölüme neden olabiliyor.

Kalp ve iskelet kası iltihabı (HSMB): Bu hastalık, adından da anlaşılacağı gibi somon balığının kalp ve iskelet kaslarını etkileyen viral bir hastalıktır. Bu durum, kalp fonksiyonunun azalmasına ve kas hasarına yol açan iltihaplanmalara neden olabilir. HSMB özellikle endişe verici çünkü etkilenen popülasyonlarda ani ve yüksek ölüm oranlarına neden olabiliyor.

Pasteurellosis: Somonda pastörelloza Photobacterium damselae bakterisi neden olur. Yaygın organ hasarına yol açabilen sistemik bir enfeksiyondur. Belirtiler arasında kanama, ülser ve iltihaplanma bulunur. Bu hastalık, yetiştiricilik ortamlarında hızla yayılabilir ve derhal tedavi edilmezse yüksek ölüm oranlarına yol açabilir. 

Norveç Veteriner Enstitüsü tarafından yayınlanan bu raporu ücretsiz indirmek için lütfen buraya tıklayın.

Karbondan yeme: Innovo'dan alg biyoreaktörleriyle sürdürülebilir yem tedariği için yenilikçi çözüm

Innovo, fosil yakıtlardan geriye kalan emisyonları bir kaynak olarak kullanan biyoreaktörlerde yetiştirilen alglerin, akvaryum balıkları için yem tedarik eden sektörü destekleyebileceğini ve dolayısıyla doğadan yapılan avcılığa olan bağımlılığı azaltarak sürdürülebilirliğe katkı sağlayabileceğini düşünüyor.

Kurucu ve başkan Martin Kelly,  karbon kredileri olmadan kârlı olabileceğine inandığı konseptin nasıl çalıştığını açıklıyor.

Bu içerik thefishsite.com'da yayınlanan röportajın Türkçe çevirisidir.

İşiniz hakkında genel bir bakış sunabilir misiniz?

Innovo'nun biyorafinerileri, fosil yakıt kullanan ağır sanayiden ortaya çıkan karbodioksidi tüketen alglerin yetiştiriciliğinin yapıldığı modüler fotobiyoreaktörlerden oluşuyor. Bu işlemin ardından elde edilen alg biyokütlesi hasat edildikten sonra hayvan  yada balık yemi, omega-3 ve diğer besin maddelerine işlenir ve böylece karbodioksit emisyonu toplumun geri kalanı için bir yükümlülük olmak yerine değerli bir varlık olarak konumlandırılmış olur.

Akvaryum yem sektörü açısından ne gibi ilerlemeler kaydettiniz?

Küçük ölçekli üretimin başarılı olmasıyla birlikte, yüz milyonlarca dolarlık hayvan yemi alım anlaşmaları sağlandı ve büyük ölçekli üretim, kümes hayvanları ve sığırlar için hayvan yemi üretmeye başlamak üzereyken, biyorafinelerin milyonlarca ton balık yemi üretmeye yetenekli olduğu kanıtlandı.

Kullanılacak alg türlerini seçmek için balık yemi özelliklerini tersine çevirebiliriz. 100.000 farklı alg türü var ve bunların küresel balık yemi pazarlarında kullanıldığı kanıtlanmıştır. Bu üretim sürecinin farkı üretim ölçeğidir. Mevcut üretim yöntemleriyle dönüm başına yılda 10 ton balık yemi elde ediliyor. Biyo-rafinerilerimizden biri dönüm başına yılda 23.000 ton balık yemi üretebilir ve su ürünleri yemi ve su ürünleri yetiştiricileri ile çalışmaya başlamak üzereyiz.

Neden biyoreaktörleri kullanmaya karar verdiniz?

Açık havuzlar / akış yolları ve biyoçitlerin performansıyla karşılaştırıldığında, fotobiyoreaktörlerin alg yetiştirmede alan açısından en verimli araç olduğu kanıtlanmıştır. Açık havuzlardan toplanabilen alg biyokütlesi, bol miktarda arazi ve doğrudan güneş ışığına ihtiyaç duyulması nedeniyle sınırlı olmakla kalmıyor, aynı zamanda elementlere maruz kalmak da yüksek kirlenme riski taşıyor. Biyolojik çitler kapalı olsa da yine de bol miktarda araziye ve bol miktarda doğrudan güneş ışığına ihtiyaç duyar. Bunun aksine, iç aydınlatma için yüksek verimli LED'lerle donatılmış fotobiyoreaktörler, küçük bir arazi ayak izinde her türlü iklimde 7/24 çalışabilir ve mevcut endüstriyel alanlarda ortak yerleşime uygundur.

Innovo'nun technology readiness level [TRL] en az 7'ye (ticari olarak uygulanabilir prototip hazır) ulaşmış olanlar arasından 8 olmasa da (küçük ölçekte ticari olarak dağıtılmış) bir teknoloji sağlayıcısı seçmesi ile ilgili olarak, misyonu misyonumuzla uyumlu olan birini tercih ettik. 2030 yılına kadar küresel sera gazı emisyonlarını yarıya indirmeyi ve ardından kârlı bir şekilde net sıfır karbona ulaşmayı hedefliyoruz. Bu sağlayıcının misyonu, algleri hayvan / balık yemi kaynağı olarak kullanarak dünyayı beslemek, böylece toprak ve balıkçılığın insanların gıda tedariği ve biyolojik çeşitlilik için korunmasını sağlamaktır.

Hangi tür algleri yetiştiriyorsunuz ve üretkenliğini artırma olanağınız var mı?

Alg türleri, hedef ürün çıktısına ve dönüştürülen emisyonların bileşimine bağlı olarak değişecektir. Alglerin üretkenliği, yapay zeka ve makine öğrenimi kullanılarak sürekli olarak optimize edilecek; örneğin, bir gün veya hafta boyunca aydınlatmanın yoğunluğu gerçek zamanlı olarak ayarlanabilir, böylece alglerin büyüme ve dinlenme döngüleri alg biyokütlesinin optimal genel üretimine yol açar.

Konsepte potansiyel yatırımcıların ve karbon piyasasının tepkisi ne oldu?

Potansiyel yatırımcılar, özellikle gelecekteki gelir ve kar potansiyeline dair bir miktar güvence sağlayan alım anlaşmaları durumunda, biyorafineri kavramına sıcak bakıyorlar. Hayvan / balık yemi, omega-3 ve alg biyokütlesinden üretilen diğer nutrasötiklerin mevcut ticari uygulanabilirliği göz önüne alındığında, biyorafinerilerin karlılığı için karbon kredileri gerekli olmadığından herhangi bir karbon kredisi piyasasına yaklaşmadık.

Bugüne kadar ulaşılan önemli kilometre taşları nelerdi?

Teknoloji, dünya çapında çimento fabrikaları gibi ağır sanayi tesislerinde bulunan beş uygun pilot biyorafineride kuruldu. Şu anda tam ölçekli endüstriyel üretime giriyor ve önümüzdeki iki ay içinde devreye girecek. Dünyadaki karbodioksit emisyonlarının yüzde 1,5'inden fazlasından sorumlu olan ağır emisyonlu sektörlerde faaliyet gösteren iki düzineden fazla büyük şirket, finansman karşılığında biyorafineri siparişi verme konusunda ciddi niyetlerini ifade etti ve yem ve nutrasötiklere yönelik alım anlaşmaları halihazırda bir mutabakat zaptı veya niyet mektubu aşamasındadır.

Hangi zorlukların aşılması gerekiyor?

Teknoloji, büyük özel sermaye ve borç yatırımcılarının ciddi ilgisini çekecek kadar olgunlaşmış olsa da, biyorafinerilerin finansmanı, ağır emisyon üreten ülkelerin projeler için hazırlıklı olmalarına ve alım anlaşmalarının sağlamlığına bağlı. Örneğin, ilk biyorafineri serisinin teslimatına ilişkin birkaç mutabakat zaptı bağlayıcı hale gelebilir. Şimdiki en büyük zorluk, teknolojiyi 2030 yılına kadar küresel karbodioksit emisyonlarını yarıya indirmeye yardımcı olacak kadar hızlı bir şekilde küresel olarak ölçeklendirmek.

Nasıl / nerede ölçeklendirmeyi planlıyorsunuz?

Biyorafinerilerin ölçeğinin büyütülmesi, ağır karbodioksit yayıcılardan alım yapılmasını ve söz konusu biyorafinerilerden ürün alıcılarıyla alım anlaşmalarının yapılmasını gerektirir. Alım anlaşmaları yapıldıktan sonra, alım sağlayan biyorafineriler, yatırımcıların tercihlerine bağlı olarak özsermaye ve borç finansmanı kombinasyonu yoluyla bankaya uygun hale geliyor. Büyük ölçekli dağıtım yerleri, bir biyo-rafineriyi işletmek için gerekli olan emisyonları, araziyi, elektriği ve suyu sağlamaya istekli ağır emisyon salımı yapan bir kişinin sahip olduğu herhangi bir alanı içerir.

Konseptiniz diğer karbon yakalama biçimleriyle nasıl karşılaştırılıyor?

Karbodioksitten üretilen ürünler için pazarlara bağlantı olmadan, diğer tüm karbon yakalama teknolojileri, yakalanan karbodioksitin kalıcı olarak depolanması gerektiğinden yayıcıya bir maliyet getirir. Innovo'nun biyorafinerileri, değerli ürünlere dönüştürülen birim karbodioksit başına işletme karı elde ediyor.

Önümüzdeki on yılda şirketin gelişimini nasıl görüyorsunuz?

Innovo'nun biyo-rafinerilerinin ölçeği, 2030'ların başlarında balık yemi, hayvan yemi ve besin maddelerine yönelik talebin artmasıyla birlikte gerçekleşecek. O zamana kadar, çoğu yem ve omega-3 besin maddeleri alglerden elde edilecek ve global olarak adreslenebilir toplam yem ve omega-3 pazarı, küresel karbodioksit emisyonlarının yüzde beşine eşdeğer, yılda yaklaşık iki groston karbodioksit emisyonunun engellenmesine neden olacak. Ek olarak, biyo-rafineri modüllerinin fiyatları, üretim hatlarının büyütülmesi nedeniyle düştükçe, toprağı yenileyen ve ağaç ve mahsul büyümesini artıran, sera gazı emisyonlarında daha fazla net azalma sağlayan alg biyo-gübresinin üretilmesi mümkün hale gelecektir.

Şu ana kadar işletmeyi nasıl finanse ettiniz ve daha fazla finansman sağlamayı düşünüyor musunuz?

Innovo, 13 yıllık varlığı boyunca koşullu ücretlendirme yoluyla finanse edilmiştir; burada ekip üyelerine, Innovo ile yaptıkları faaliyetlerden elde edilen ticari gelirlere ve yatırım gelirlerine bağlı ödeme ile günlük ücret esasına göre ödeme yapılır. Büyük aile ofislerinden, özel sermaye şirketlerinden ve hatta daha büyük kurumsal yatırımcılardan gelebilecek ek finansman, hem Innovo'nun en büyük şirketine öz sermaye şeklinde, hem de biyorafinerilere öz sermaye veya borç şeklinde gelecek, böylece ekip üyeleri günlük oranları karşılığında nakit almaya başlayabilirler.

Müşterileri dünyanın en büyük varlık yöneticilerinden bazıları olan, bazıları trilyonlarca ABD Doları tutarında varlık yönetimi altında olan büyük ölçekli yeşil altyapı projelerinde uzmanlaşmış bir yatırım anlaşması danışmanlık firmasıyla şu anda durum tespiti konusunda ileri bir aşamadayız. Sonuçta, bu tür yatırımcılar, yatırım kuruluşlarının yalnızca Innovo ve bağlı girişimlerine yatırım yapan, piyasa koşullarına uygun, tek stratejili borsa yatırım fonları sunma istekliliği sayesinde, sermayenin dağıtımından itibaren 12 ay kadar kısa bir süre içinde bir likidite olayı yaşayabilirler.

Kaynak: thefishsite.com

Yetiştiricilik, Avrupa yılan balığının popülasyonunun toparlanmasına destek mi oluyor yoksa köstek mi?

Avrupa yılan balığı (Anguilla anguilla), denizden çıkan en ikonik balıklardan birisi ve Akdeniz mutfağında çok beğenilen bir lezzet. Fakat denizle ilgili pek çok diğer durum gibi doğum yeri Sargasso Denizi'nde olan ve dağılım alanı Akdeniz'den Kuzey Avrupa'ya kadar uzanan Avrupa yılan balığının geleceği, iklim değişikliği, çevre kaybı, kirlilik ve aşırı avlanma gibi tehditlerle karşı karşıya.

2020 yılında, yılan balığının yaşam döngüsünün önemli bir aşaması olan yavru balıkların tatlı su habitatlarına göçü, tüm zamanların en düşük seviyesine ulaştı. FAO Akdeniz Balıkçılık Genel Komisyonu (GFCM), durumu değerlendirdi ve 2020 ile 2022 yılları arasında dokuz Akdeniz ülkesinde kapsamlı bir araştırma programına öncülük etti.

Akdeniz'de Avrupa Yılan Balığı: GFCM Araştırma Programının Sonuçları başlıklı raporda yayınlanan bu çalışmanın sonuçları, yılan balığı balıkçılığı, habitatları ve yerel stokların biyolojik ve ekolojik özellikleri hakkında ayrıntılı bir genel bakış sunuyor. Rapor ayrıca mevcut yönetim ve koruma önlemlerine kapsamlı bir bakış sunmakta ve temel önlemlerin model tabanlı bir değerlendirmesini de yapıyor.

Rapor, lagünleri Akdeniz'de yılan balığı için çok önemli bir habitat olarak tanımlıyor ancak lagünler, iklim değişikliği, avlanma baskısı ve kirlilik gibi önemli zorluklarla başa çıkmak zorunda. Çevre kaybı, düşük su kalitesi ve kirlilik, nehir ve haliç çevreleri de etkiliyor.

Balıkçılık yönetimleri tarafından uygulanan alınan pek çok idari önleme rağmen, bunların kapanma dönemleri ve belirli aşamaların avlanma yasaklarıyla uyumsuz olduğunu ve genellikle yerel koşullara yetersiz şekilde uyum sağladığını gösteriyor. Bu da dolayısıyla yılan balıklarının koruma etkinliğini azalttığını gösteriyor.

Akdeniz genelinde azalan kaynaklar, balıkçıların geleneksel olarak yaptıkları balıkçılık işlerini bırakmalarına neden oluyor ve balıkçıların geleneksel yöntemlerle sağladıkları bilgi, yönetim ve çevresel korumanın kaybına yol açıyor.

Koordineli bir kurtarma yönetim planı

Avrupa yılanbalığı, farklı yaşam evrelerine ev sahipliği yapan habitatlar ve sürdürdüğü geçimler, biyolojik, çevresel, sosyoekonomik açılardan eylem ve korumayı gerektiriyor diyor raporun editörlerinden ve GFCM Su Ürünleri Kaynakları Memuru olan Elisabetta Betulla Morello.

İşbirliği, yalnızca balıkçılığı yönetmekle kalmayıp aynı zamanda bu tür etrafında dönen çevre ve sosyoekonomik ayarları korumak için yeterli önlemleri belirleme ve uygulama açısından esastır.

2021'den bu yana zaten uygulamada olan geçiş önlemleriyle başlayarak ve araştırma programının sonuçlarına dayanarak, GFCM 2022'de Akdeniz'deki Avrupa yılanbalığı için çok yıllık bir yönetim planı benimsedi. Plan, yılda altı ay boyunca kısmi olarak yılanbalığı avcılığının kapatılmasını içerirken bunun uygulanması esnasında yapılacak alternatifleri de sunmakta. Ayrıca, cam yılanbalığı, sarı yılanbalığı ve gümüş yılanbalığı olmak üzere tüm evrelerdeki ve tatlısu, acısu ve deniz olmak üzere tüm çevrelerdeki Avrupa yılanbalığının rekreasyonel avlanmasına tam, kalıcı bir yasak getirmekte. Bu önlemler, cam yılanbalıklarının korunması için 2023'te ek önleyici önlemlerle güçlendirilmiştir.

Planın bir diğer önemli parçası, Akdeniz genelinde balıkçıları ve bilim insanlarını içeren bir izleme ağı kurmak. Bu ağ, özel durumlara uygun ve tüm paydaşlar tarafından uygulanan etkili yönetim önlemlerini belirlemek için çalışacak. Atölye çalışmaları zaten balıkçıları, bilim insanlarını ve yöneticileri bir araya getirdi ve vaka çalışmalarını ve en iyi uygulamaları paylaştı, bunların başka yerlerde de uygulanmasını amaçladı.

Araştırma, çok sayıda koruma önlemine rağmen, Avrupa yılan balığı popülasyonlarının hala gerilediğini ve acil ek önlemlere ihtiyaç duyduğuna dikkat çekiyor. GFCM, Akdeniz'de Avrupa yılan balığının korunmasına yönelik yeni bir Uluslararası Yönetim Planı taslağı hazırladı. Plan, aşağıdakiler de dahil olmak üzere başlıca önlemlere dikkat çekiyor:

  • Her yıl yılan balığı avcılığında kısmi kapanma
  • Eğlence amaçlı yılan balığı avcılığının tamamen yasaklanması
  • Etkili yönetim önlemlerini belirlemek için bir izleme ağı kurulması

Sosyoekonomik bir çalışma, araştırma programının bir sonraki aşamasının bir parçasıdır. Bu çalışma aynı zamanda mevcut habitat veritabanlarını genişletecek ve yönetim önlemlerini değerlendirmek için bilgi toplayacaktır.

Nihai hedef, türün korunmasını ve Akdeniz kıyı toplulukları içinde zanaatkar balıkçılığın mirasının korunmasını sağlamaktır.

Yılan balığı yetiştiriciliği "sorunlu" görünüyor.

Avrupa'da, yılanbalığı yetiştiriciliği bir anlamda avlanma yoluyla yılan balığı elde etmeye bir alternatif değil çünkü  yetiştiricilik modeli doğadan vahşi yılanbalıklarının yakalanmasını ve kontrollü koşullarda yetiştirilmesini kapsıyor. Bunun üzerinde epey yoğun ve kapsamlı araştırmalar yürütülse de, yılan balığının kültürde üretilmesinin bir yolu henüz bulunamadı, bu nedenle Anguilla anguilla henüz evcilleştirilmiş bir tür olarak kabul edilemiyor.

Akdeniz'deki Avrupa yılanbalığı raporu, yılanbalığı yetiştiriciliği üzerine bir bölüm içeriyor. GCFM anketine katılan dokuz ortak ülkeden sadece dördü yetiştiricilik faaliyetleri bildirdi: 2019'da en önemli yıllık su ürünleri yetiştiriciliği üretimini bildiren İtalya 464 ton, iç sulara ulaşamayan cam yılanbalıklarının havuzlarda yetiştirilmesi modeli ile çalışan Yunanistan, Mısır ve Tunus. Bu sonuncusu, raporun yetiştiricilik istatistiklerine dahil edilmemiştir.

Avrupa yılanbalığı su ürünleri yetiştiriciliği için üç tür yetiştirme tekniği kullanılmaktadır: yarı yoğun kültür gölet sistemleri, yoğun geri dönüş akvaryum sistemleri ve özellikle İtalya'da Akdeniz bölgesinin sahil lagünlerinde ve tuzlu sularında geleneksel olarak uygulanan geniş bir kültür sistemine valliculture adı verilir.

Akdeniz'deki en önemli yılanbalığı yetiştiriciliği İtalya'da gerçekleşmektedir. Bildirilen veriler 2008'den 2019'a kadar uzanmaktadır. Üretim, 2011'de 510,4 ton'dan 2015'te 750 ton'a maksimuma ulaşmadan önce, 2019'da 464 ton'a düşmeden önce artmıştır.

Aynı dönem için Yunanistan, 2008'den 2019'a kadar, maksimum 2009'da 428,2 tonluk bir üretim ve 2018'de minimum 128 tonluk bir üretim kaydetmiş, en son bildirilen yıllık üretimi ise 146 ton olmuştur.

Mısır'dan gelen veriler kesintili. Burada yılanbalığı yetiştiriciliği en azından 2010'dan beri yapılıyor ve mevcut yıllık üretim seviyesi sadece dört ton civarında.

Avrupa'da, yılanbalığı ile ilgili son zamanlarda iki önemli araştırma projesi finanse edilmiştir: Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen uluslararası araştırma projesi PRO-EEL, Avrupa yılanbalığını kültürde yetiştirmeyi amaçlamaktadır ve DTU Aqua tarafından yürütülen bir araştırma ve yenilik projesi olan ITS-EEL, araştırma ve su ürünleri yetiştiriciliği endüstrisi ortakları tarafından gerçekleştirilmektedir.

PRO-EEL, Avrupa yılanbalığının yüksek kaliteli yumurta ve spermlerini, canlı embriyoları ve besleme larvalarını üretmek için standartlaştırılmış protokoller içerir. ITS-EEL ise Avrupa yılanbalığını üretmek için yeni teknolojileri ilerletmeyi ve larva kültürünü ölçeklendirmeyi, yavruların hayatta kalma şansını artırmayı ve leptocephalus aşamasını sürdürmeyi amaçlamaktadır.

GFCM raporuna göre, araştırma bazı olumlu sonuçlar verdi ancak yılanbalıkların karmaşık üreme fizyolojisi nedeniyle, cam yılanbalıklarının kültürde ticari üretimine ulaşmadan önce ilerleme kaydedilmesi gerekecek.

Genel olarak, Avrupa'daki yılanbalığı su ürünleri yetiştiriciliği 2000 yılında 10.663 ton ile zirveye ulaşmıştır. Bu, FAO FishStat tarafından kaydedilen 2019'da sadece 1.480 ton veya Avrupa Su Ürünleri Yetiştiriciliği Üreticileri Federasyonu'na göre 1.100 ton ile karşılaştırılmıştır.

İlgili dökümanı indirmek için FAO'nun web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Kaynak: fisfarmermagazine.com

F3 araştırmasının sonuçlarına göre balık yemlerinde kril unu katkısı beklenen faydayı sağlamıyor

Balık yemlerindeki alternatif hammadde arayışlarını daha organize bir şekilde sürdürmek için yürütülen F3  - Future of Fish Feed, doğadan yakalanan deniz malzemelerinin yerini alacak yenilikçi, ikame su ürünleri yemi malzemelerinin ölçeklendirilmesini hızlandırmak ve desteklemek amacıyla STK'lar, araştırmacılar ve özel ortaklıklar arasındaki işbirlikçi çalışma kapsamında yapılan bir araştırma, balık yemlerinin içeriğini zenginleştirmek için tüketimi cezbedici katkı olarak kullanılan kril ununun beklendiği şekilde pek faydalı olmadığını ortaya koyuyor.

Fishes dergisinde yayınlanan araştırmanın baş yazarı Aquatic Feed Technologies'in kurucusu Rick Barrows, Bulgularımız, kümes hayvanı unu gibi hayvansal proteinler mevcut olduğunda diyete kril unu eklenmesinin büyümeye veya hayatta kalmaya hiçbir ek fayda sağlamadığını gösteriyor diyor. Kril yem tüketimini artırdı ve kümes hayvanı ununda da bulunan bir besin maddesi sağlayabilir.

Araştırmayı yürüten bilim insanları, Atlantik somonunun büyümesi üzerinde kril ununun etkilerini belirlemek için  balık unu ve balık yağı içermeyen hem bitkisel hem de hayvansal bazlı yemlerde 90 günlük bir yemleme deneme süresi boyunca yüzde 0, 2.5 ve 5  oranına farklı dahil etme seviyelerini test ettiler ve hayvan bazlı beslemelerde kril ununun büyüme veya yem alımı üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını buldular; bu da diyette kümes hayvanı unu mevcut olduğunda krilin faydalı olmadığını gösteriyor.

Arizona Üniversitesi Profesörü ve F3 Başkanı Kevin Fitzsimmons,  Bu bulgular, bu minik kabukluların gezegenimizdeki en kırılgan ekosistemlerden birini desteklemekte oynadığı büyük rol göz önüne alındığında, Antarktika kril balıkçılığının su ürünleri sektörünü tedarik etme gerekliliği hakkında önemli soruları gündeme getiriyor dedi. Son yarışmamızın sonuçları, pazarda halihazırda bulunan birçok mükemmel krill alternatifi olabileceğini yakında ortaya koyabilir.

Yine Fishes dergisinde yayınlanan kalite ve tat özellikleri üzerine yapılan bir takip çalışmasında araştırmacılar, Atlantik somon yemlerinde balık unu ve balık yağının tamamen değiştirilmesinin, tüketiciler için filetoların kalite ve lezzet özellikleri üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olduğunu buldu.

Antarktika'da halihazırda devam eden endüstriyel kril avcılığı, krile bağlı olan üretimi istikrarlı ve dikkat çekici şekilde artırırken, bilimsel araştırmalar bölgesel aşırı avlanma ve iklim kaynaklı ekosistem değişikliklerinin bir sonucu olarak kril popülasyonlarında keskin düşüşler olduğunu gösteriyor.

Balinalardan deniz kuşlarına, ticari açıdan önemli görülen balıklardan yumuşakçalara kadar deniz yaşamının çok fazla bileşeni birincil besin kaynağı olarak deniz besin zincirinin tabanında yer alan bu küçük kabukluya bağlı.

Yemlik balıkları yalnızca "yemlik" olarak mı düşünmeliyiz yoksa insan tüketiminde daha da fazla yer mi açmalı mıyız?

Yetiştiricilikten elde edilen balıklar özelinde düşündüğümüzde, her ne kadar alternatif yem hammaddeleri konusunda ciddi ve kapsamlı araştırmalar yürütülse de, aralarında Türkiye'nin de olduğu pek çok ülkede, konu protein ve balık yağı hammaddesi tedariği olduğunda ibreler halen doğadan avlanmış ve özellikle de yağ yönünden zengin Hamsi ve Sardalya gibi küçük balıklara dönüyor.

Nature Food dergisinin yeni sayısında yayınlanan yeni bir makale, doğadan vahşi olarak avlanmış olan balıklardan yetiştiricilik altında üretilen ve ekolojik kıyas bakımından daha büyük olan balıklara olan besin akışı hakkında veri sunması bakımından oldukça ilginç bir yerde duruyor. Araştırmayı yürüten bilim insanları, son ürün olarak kabul ettikleri somon filetosunda kalsiyum, iyot, demir, omega-3, B12 vitamini ve A vitamini olmak üzere dokuz besin maddesinden altısında azalma buldular. Deniz mahsüllerinden elde ettiğimiz en önemli besin sınıfı maddeler arasında yer alan Selenyum ve çinko seviyeleri ise artış var.

Bu sonuçlara ulaşmak için araştırmayı yürüten bilim insanları Norveç'teki somon yetiştiriciliği endüstrisinde kullanılan ve somona odaklanan yemlerde kullanılan bütün haldeki  yemlik balığın yenilebilir kısımlarındaki besin dengesini, yetiştirilen somon filetosuyla karşılaştırdılar ve insan beslenmesinde de önemli yer tutan, kaynak olarak da deniz ürünlerinde yoğunlaşan iyot, kalsiyum, demir, B12 vitamini, A vitamini, EPA ve DHA formlarındaki omega-3, D vitamini, çinko ve selenyum olmak üzere dokuz besin maddesine odaklandılar.

Burada belki de en dikkat çekici olan kıstas ise, kalp sağlığı ve diğer sağlıklı yaşam kriterleri ile doğrudan bağlantısı bulunduğu pek çok araştırma ile kesinleşen omega-3 yağ asitlerinin miktarının, deniz mahsülleri dendiğinde bir markayı temsil eden somon balığının aksine, somonu beslemek için kullanılan diğer yemlik balıklarda daha fazla oluşu.

Wild fish consumption can balance nutrient retention in farmed fish başlıklı araştırmanın baş yazarı olan Dr. David Willer, Cambridge Üniversitesi'nden yaptığı basın açıklamasında, Gördüğümüz şey, yem olarak kullanılan vahşi balık türlerinin çoğunun, yetiştiriştirilen somon filetosundan daha fazla veya benzer oranda mikronutrient yoğunluğuna ve çeşitliliğine sahip olması. diyor.

Somonu tüketmekten ve sektörün sürdürülebilir büyümesini desteklemekten keyif alırken, daha fazla ve daha geniş bir yelpazede sardalya, uskumru ve hamsi gibi yabani balık türlerini tüketerek daha fazla temel besin maddesini doğrudan tabağınıza almayı düşünmelisiniz.

Çalışmada üzerinde durulan ve somon yemlerinde yaygın olarak kullanılan balıklar içinde Pasifik ve Peru hamsisi, Atlantik ringası, uskumru, istavrit ve derin su mezgiti vardı. Bunların hepsi ayrıca son kullanıcıya yönelik deniz ürünü olarak pazarlanıyor ve insanlar tarafından da tüketilebiliyorlar.

İngiltere'de yetişkinlerin yüzde 71'inin kışın D vitamini eksikliği yaşarken, genç kızlarda ve kadınlarda sıklıkla iyot, selenyum ve demir eksikliği görülüyor. Buna rağmen yetişkinlerin yüzde 24'ü haftada bir somon yerken, sadece yüzde 5,4'ü uskumru, yüzde 1'i hamsi ve yalnızca yüzde 0,4'ü ringa balığı tüketiyor.

Araştırma neticesinde elde edilen veriler, bu altı yemlik balığın yetiştiricilik yoluyla elde edilen somon balığının filetosundan daha fazla veya benzer oranda besin maddesi konsantrasyonuna sahip olduğunu gösteriyor. Kalsiyum miktarı, yemlik balık filetolarında somon filetosundan beş kat fazla, iyot miktarı dört kat fazla ve demir, omega-3, B12 vitamini ve A vitamini 1.5 kat fazlaydı. Bunun yanında yemlik balıklarla somonun D vitamini açısından değerleri benzer çıktı.

Çinko ve Selenyum ise somonda yemlik balıklardan daha yüksek bulundu. Bu ekstra mineral miktarının diğer yem bileşenlerinden kaynaklandığını ve somon sektöründe gerçek bir ilerleme işareti olduğunu söylüyor.

Willer, Beslenme alışkanlığımızda, yediğimiz balıklarda birkaç küçük değişiklik yapmak, bu eksikliklerden bazılarını gidermek, hem halkın hem de dünyanın sağlığını iyileştirmede uzun bir yol kat edebilir diyor.

Lancaster Üniversitesi'nden kıdemli yazar Dr. James Robinson, araştırmacı ekibinin şu sonuca vardığını söylüyor: Deniz balıkçılığı, önemli yerel ve küresel gıda sistemleridir, ancak büyük avlar çiftlik yemlerine yönlendiriliyor. İnsanlar için besleyici deniz ürünlerine öncelik vermek, hem diyetleri hem de okyanus sürdürülebilirliğini iyileştirmeye yardımcı olabilir.

Cambridge Üniversitesi, Lancaster Üniversitesi, Stirling Üniversitesi ve Aberdeen Üniversitesi'nden bilim insanları ekibi, bu yaklaşımın küresel besin eksikliklerini gidermeye yardımcı olabileceğini söylüyor.

Kaynak: thefishsite.com

Görünen o ki, su ürünleri yetiştiriciliği dünyanın farklı yerlerinde kendine özgü ihtisas alanları oluştursa da, bu sektörün geleceği yalnızca yetiştiricilikte olmayacak. Yetiştiricilik için besin olarak yemlik balık kullanımını analiz eden  Wild fish consumption can balance nutrient retention in farmed fish makalesi, besin içerikleri söz konusu olduğunda daha küçük boyutlu olan balıkların "yemlik" olarak düşünülmesindense, insan tüketiminde son ürün olarak da kullanılmasının önemine vurgu yapıyor.

Yosun ormanları su kalitesinin düzeltilmesinin yanında pek çok faydasağlayabilir.

Denizel ortamların asiditesinin deniz yaşamına olan etkisinin büyüklüğünün farkına varılmasının üzerinden yaklaşık on sene ve bu durumun incelenmesine dair standartların geliştirilmesinin üzerindense beş sene geçti.

2007 yılında yapılan bir çalışma, asiditenin mercan resifleri üzerine olan etkisinin sanayileşme öncesi döneme göre iki kata kadar daha fazla etkili olduğu ve bu durumun, mercanların iskelet oluşumlarını %40'a yakın bir oranda etkilediği ortaya kondu. Bununla birlikte bazı mercan türlerinin bu duruma daha az hassasiyet gösterdiği da görüldü.

Dünyanın en büyük su ürünleri üreticilerinin başında gelen Çin'de yapılan bir araştırma, suların asiditesini normal koşullarda tutmak için bazı deniz yosunu türlerinin kullanılabileceğini gösteriyor.

Kuzeydoğu Çin'deki Lidao Town şehrinin kıyı sularının bulunduğu bölge, tüketilebilir bir su yosunu türü olan Laminaria japonica'yı yetiştirmek için son derece uygun koşulları barındırıyor. Bölgede, 500 kilometre karelik bir alanda deniz yosunu yetiştiriciliği yapılıyor ve yıllık 400.000 tonluk bir verimle ürün alınıyor. 

L. japonica, hızlı büyüme özelliği gösteren bir deniz yosunu ve hızlı büyümesi, bulunduğu suyun içindeki koşulları "normal şartlar altında" tutmasına yardımcı oluyor. Çünkü, kısa zamanda fazla miktarda üreyebilen yosun, fotosentez yoluyla bulunduğu ortamdaki karbondioksidi alarak bünyesinde tutuyor bunu kullanıyor.Suyun asiditesini düzenleyerek kabuklu canlıların bünyelerindeki kalsiyumun çözünmesini engelleyerek bu canlılar için aynı zamanda korunaklı bir alan sağlıyor.

Çin'in başka bir kısmında ise Laminaria japonica ile birlikte yetiştiriciliğe deniz tarakları da alınıyor. L. japonica ile birlikte kültüre alınan taraklar, yosunun gövdesine tutunarak orada güvenli bir büyüme alanı yakalıyor.

Yosunların, büyüme ve karbodioksidi absorbe ederek ortamdan uzaklaştırma yeteneklerinin karadaki bitkisel kökenli canlılardan daha fazla olduğu biliniyor. Yosunların yetiştiriciliğini yapmanın global ölçekte başka bir yetiştiricilik yapmaktan neredeyse 600 kat daha iyi olduğu ifade ediliyor, çünkü bu tür yosunlar tıptan tüketime kadar pek çok alanda kendine kullanım alanı bulabiliyor. Ayrıca yosun çiftlikleri, içinde bulundukları suların kalitesini ve koşullarını göreceli olarak iyileştirdikleri için diğer canlıların da bu alanlarda yaşam ihtimali ve oranı artıyor.

Yapılan bir çalışma, yosun yetiştiriciliği ile yılda 12 milyar ton biyometan elde edilebileceğini ifade ederken yılda 19 milyar ton gibi büyük miktardaki bir karbodioksidin de tutulumunun sağlanabileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca yıllık 34 milyar tonluk bir biyometan eldesinin mümkün olabileceğinin altını çiziyor.

Bütün bunlar, dünyadaki tüm su yüzeyinin yalnızca %9'luk bölümünün yosun ormanlarıyla kaplanması sayesinde gerçekleşebilir. Bugün, bir yılda atmosfere çıkan karbodioksit miktarının 53 milyar ton olduğu biliniyor ve insanların elinde, fosil yakıtlardan elde ettikleri yakıt enerjisi ihtiyaçlarını biyometandan elde ederek emisyonlarını dengelemek için harika bir fırsat var.

Yosun ormanlarının dünyada üzerindeki tüm faydaları bununla da sınırlı değil. Büyük miktarlardaki balık stokları için doğal bir ortam olarak kabul edilebilecek yosun ormanları, sürdürülebilir programlar dahilinde balık popülasyonlarının artışı ve bu artıştan elde edilecek protein kaynağı için de mükemmel ortamlar.

Küresel ısınmanın ve suların git gide artan asiditesinin artmasının önüne geçmek için yosun ve alg teknolojileri önümüze benzersiz fırsatlar sunsa da, bugün bu sistemlerden faydalanmak için bir hayli çalışarak yol almamız gerekiyor. Dünya üzerindeki aşırı avcılık, kıyı suları ve açık denizlerde meydana gelen fiziksel ve kimyasal kirlilikler deniz çayırları ile yosunların yaşam alanlarını tehdit ediyor. Bütün bu çalışmalara başlamadan önce, denizel kirliliklerin engellenmesinin yollarının da araştırılması gerekiyor.

Kaynak: quartz.com

Norveç, yeni bir deniz mahsülünde daha kendi isminden söz ettirmeye hazırlanıyor: Kırmızı Kral Yengeci "yetiştirilebilecek mi"?

Su ürünleri yetiştiriciliğinde söz sahibi olan ülkelerden başında gelen Norveç'te, bölgede istilacı olarak tanımlanan bir türün, değerli bir deniz mahsülüne dönüşümüne şahit oluyoruz. Kırmızı Kral Yengeci'nin Murmansk Fiyordunda başlayan yolculuğu, Nofima'nın araştırma laboraturvarlarında devam ediyor ve çok yakında, Norveç'in somondan sonra yeni bir deniz mahsülünde daha öne çıkmasını sağlayabilir.

Başarı için  bazı anahtar kelimeler arıyor olsaydık ve bunları bulmak için çeşitli arama motorlarından, deneyimlerden hatta yapay zekadan yardım almayı düşünseydik, elde edeceğimiz sonuçların içinde doğru gıda, doğru ortam ve doğru koşullar mutlaka olurdu. Kırmızı Kral Yengeci için şu anda tüm parçalar yerine oturuyor gibi görünüyor çünkü, Nofima'nın yengeç üzerine çalışmalarını sürdüren araştırmacıları, Kırmızı Kral Yengecini ticari boyuta ulaşana kadar beslemeye meraklı ve amaçları ise halihazırda var olan bir sorunu sıradan bir varlığa değil lüks bir ürüne dönüştürmek.

Yengeç, yetiştirme için iyi bir aday oldu ve artık nasıl idare edileceğini yavaş yavaş öğrendiğimiz bir çiftlik hayvanı haline geldi. Yetiştiricilik operasyonu içinde yengeçlerin gelişmesi için gerekenler hakkında çok daha fazla şey biliyoruz; yemek, büyümek ve birbirlerine iyi davranmak. Ve şimdi doğru yemi de belirleme sürecindeyiz diyor Nofima’da uzun süredir yengeçleri araştıran Sten Siikavuopio.
Grete Lorentzen ise Başarılı olursak, potansiyel olarak batı Finnmark'ta tamamen yeni bir endüstrinin temelini atmış olacağız diyor. Lorentz, aynı zamanda deneyimli bir yengeç araştırmacısı ve Helt Konge (Yengeç Kraldır) araştırma projesinin başkanı.

Kırmızı Kral Yengecinin önlenemez göçü

Hikaye şöyle başlıyor; 1960'larda Kırmızı Kral Yengeci - Paralithodes camtschaticus, Finnmark sahilinin hemen doğusundaki Murmansk Fiyordu'na salıverildi. Yaklaşık 15 yıl sonra ise Varangerfjord'da keşfedildi. O zamandan beri, bu uzun bacaklı kabuklu, Finnmark kıyıları ve Troms ilçesi boyunca yayılım gösterdi.

Kırmızı Kral Yengeci bugün bile hâlâ batıya ve güneye göç ediyor, Akdeniz’de de bazı örneklerden de aşina olduğumuz şekliyle, deniz dibinde yoluna çıkan her şeyi yiyor. Bölgede davetsiz misafir olduğu ve yerleşik balıkçılık için önceden  bir istenmeyen ve rahatsızlık unsuru olan yengeç, artık kazançlı bir lezzet olarak kabul ediliyor.

Tüketiciler büyük yengeçleri istiyor

Bununla birlikte, Kuzey Burnu'nun batısında,  bu yengeç istilacı bir tür olarak kabul ediliyor, yani doğal yaşam alanı dışındaki alanlara yayılmış ve oradaki diğer tüm canlı organizmaları etkileyen türlere verilen ismiyle.

Norveçli balıkçılık yetkilileri, kotayla düzenlenen bölgenin batısındaki yengeçlerin varlığını azaltmayı planlıyor ve bu nedenle Honningsvåg'ın batısında serbest bir balıkçılık bölgesi kurdular. Serbest avlanma alanında, yengeçler büyüklüklerine bakılmaksızın yakalanıp kıyıya getirilebiliyor.

Sorun şu ki burası profesyonel balıkçılar için çekici bir balıkçılık değil. Honningsvåg'ın batısında yakalanan yengeçler, uluslararası pazarda en az 1 ila 2 kilo ağırlığında Norveç Kral Yengeci isteyen alıcılar için küçük kalıyor.


Her kabuklunun ortak sorunu: kabuk değiştirme anındaki zayıflık

Bir yıl önce araştırmacılar, serbest avlanma alanından elde edilen yaklaşık 250 gram ağırlığındaki küçük yengeçleri beslemeye başladı. Bu, araştırma çalışmasının bir parçasıydı ve amaç, projenin üç yılında 1.6 kilogram veya daha fazla ağırlığa ulaşmaktı. Araştırmada böylesine ileri bir aşamaya gelene kadar yengeçlerin birden fazla kabuk değiştirme döngüsünden geçmesi gerekiyor. Bu şekilde büyüyorlar diyor Sten Siikavuopio, kabuk değiştirme aşaması yengeç için kritik bir aşamadır, çünkü bu dönem en savunmasız oldukları dönemdir.

Nofima projesindeki yengeçler, ticari boyutlara ulaşmak için 3-4 kritik kabuk değişiminden geçmek zorunda. İlk başarılı bir kabuk değişiminin gerçekleşmesinin ardından araştırmacılar iyimser.

Şimdiye kadar, sonuçlar tüm beklentileri aştı. Kabuk değiştirme, yengecin iyi büyüdüğünü ve kabuk değiştirmeyle ilişkili ölüm oranının yüzde ondan az olduğunu gösteriyor ki bu mükemmel sayılar.

Yeni bir yetiştiricilik türünün en değerlisi: yengeç yetiştiriciliğine dair bilgi yüksek talep görecek

Nofima’da görev alan bilim insanları, yengeçlerin nasıl canlı saklanması ve beslenmesi gerektiğine dair bilginin hem Norveç'te hem de yurtdışında yüksek talep göreceğine inanıyor.

Nofima'nın gücü disiplinler arası oluşunda yatıyor. Hayvanların gelişmesini sağlamanın ne demek olduğunu anlayan biyologlarımız var ve Bergen'deki araştırma istasyonundaki meslektaşlarımız yengeçler için neyin en iyi olduğuna dair bilgilerimize dayanarak kullandığımız yemi üretiyorlar. Ayrıca ürün kalitesi ve tüketici algıları konusunda uzmanlığımız var, bu da işimizde tüm değer zincirini dikkate aldığımız bir yaklaşıma sahip olmamızı sağlıyor diyor Siikavuopio.

Tüm yetiştiricilik modellerinde olduğu gibi zaman ve yem maliyetleri yengeç için de kârlılık açısından kritik faktörler. Doğadan avlanan küçük yengeçlerle başlayarak hem zamandan hem de yem maliyetlerinden tasarruf etmek mümkün. Özellikle bölgede istilacı olarak tanımlanan bir tür için. Grete Lorentzen, Ayrıca çalışmada kullandığımızdan biraz daha büyük yengeçlerle başlarsak, yengeç pazar için çekici bir boyuta gelmeden önce daha az yem gerekecek ve böylece büyük yem masraflarından kaçınılmış olacak diyor.

Ne bulurlarlarsa ayırt etmeden yiyorlar

Kırmızı Kral Yengeci ile en iyi şey belki de, ayırt etmeden hemen hemen herşeyi yemesi. Bu da onu yetiştiricilik operasyonu için harika bir aday haline getiriyor. Helt Konge projesine paralel olarak Kongemat (Food for Kings) adlı araştırma projesi yürütülmekte. Oradaki araştırmacılar, diğer deniz türlerinden kalan biyokütlenin çiftlikteki yengeçler için bir yem kaynağı olarak nasıl kullanılabileceğini araştırmakla meşguller. Karides kabukları ve lumpfish burada anahtar kelimeler. 

Yengeç dört yaşında bir çocuk gibi yiyor. Yemeğin yarısı yerde bitiyor. Bu nedenle, dökülmeyi en aza indiren bir yapıya sahip bir yem geliştirmek için çalışıyoruz diye açıklıyor Sten Siikavuopio. En az atık ve maksimum büyüme sağlayan yemi bulmak su ürünleri yetiştiriciliğinin herhangi bir alanında olduğu gibi yengeçte de oldukça önemli.

Su ürünleri yetiştiriciliğinde geleneksel yaklaşım, hayvanları günlük olarak beslenmesi yönünde. Kırmızı Kral Yengeci ile çalışan araştırmacılar, bu yaklaşımı yeniden gözden geçirmekten fayda görebileceğimize inanıyor. Denemeye değer olabilecek bir teori, yengecin daha az sıklıkta servis edilirse yemden daha iyi yararlanabileceği. Örneğin, her gün yerine haftada üç kez. Yengeç araştırmacısı, teorik olarak, bu, ilk servis sırasında yere döktüğü her şeyi yutmasını sağlar diyor.

Kaynak: sciencenorway.com

Yeni türlerin su ürünleri yetiştiriciliği operasyonlarında kendisine yer bulmasının en önemli nedenleri arasında iklim değişikliği ve birbiri arasında coğrafi engeller olan denizler arasındaki engellerin kalkması olsa da, gemiler arasındaki taşınım ve akıntılarla taşınan larvalarla yumurtalar yerleştikleri yeni yerlerde kalıcı olmak konusunda hiç yabancılık çekmiyor.

Değişen iklim şartları ve suyun asiditesinin artması nedeniyle, geleneksel olarak yetiştiriciliğine aşina olduğumuz türlerle ve bu türleri bildiğimiz şekilde yetiştirmeye devam etmemiz zor görünüyor. Daha önce burada yayınladığım "Değişen iklim koşulları altında geleneksel yöntemlerle balık yetiştirmeye devam edebilecek miyiz?" yazısı, bu olayın nedenlerini geniş kapsamlı olarak inceliyor. Bu nedenle alternatif türlerin yetiştiriciliğine yönelik araştırma faaliyetleri oldukça önemli ve desteklenmesi gerekiyor.

Alacakaranlıktan gelen balıklar kurtarıcımız mı olacaklar yoksa felaketimiz mi?

1789'da kaşifler Alessandro Malaspina ve José de Bustamante, İspanya'nın dünyadaki ilk bilimsel keşif gezisi için Cádiz'den yola çıktı. Malaspina ve Bustamante, beş yıl boyunca Kuzey, Orta ve Güney Amerika Pasifik kıyıları boyunca ve batıya doğru Filipinler'e kadar uzanan İspanyol imparatorluğu boyunca hayvanları ve bitkileri inceledi ve topladı.

2010 yılında, Cádiz'den başka bir İspanyol seferi yola çıktı ve bir önceki orijinal rotayı büyük ölçüde takip ederek rotadaki okyanusların bugünkü durumunu araştırdı.

Ekip, Malaspina ve Bustamante'nin zamanında orada olmayan kirleticileri, plastikleri ve kimyasalları ölçtü, deniz suyu ve plankton örnekleri topladı; 31.000 millik yolculuk boyunca geminin sonarı açıldı ve aşağıdan gelen yankıları dinledi. Bu araştırmadaki başlıca hedef neydi? Sardalya veya hamsi gibi görünen küçük gümûşi balıklarla sadece daha büyük gözleri ve karanlıkta parlayan benekler.

Bunlar yaygın olarak bilinen ismiyle fener balıklarıdır. Dünya denizlerinde yaklaşık 250 türü vardır ve bu balıklar okyanusların alacakaranlık kuşağındaki en yaygın balıklar olmakla kalmazlar, aynı zamanda gezegende en çok bulunan omurgalılardır.

Bu balıkların Lophiidae ailesinden Lophius piscatorius ile bir bağlantısı yoktur.

Büyük miktardaki sürüler ilk olarak ikinci dünya savaşı sırasında, deniz sonar operatörleri, geceleri yüzeye çıkan ve şafakta geri dalan, sağlam bir deniz yatağı gibi görünen şeyin yankılarını gördüklerinde fark edildi. Aslında ses atımları; derinlerde saklanan yoğun katmanlarda toplanıp gün batımında yüzeyden beslenmek için binlerce metre yukarı yüzerken, milyarlarca fener balığının hava keselerinde - gazla dolu iç baloncuklarda - yankılanıyordu.

Her gece, kendilerini avlayan kalamar gibi diğer hayvanlarla birlikte, fener balıkları gezegendeki en büyük hayvan göçünü yapıyor.

1 gigaton balık?!

2010 Malaspina keşif gezisinden önce, trol araştırmalarına dayanan çalışmalardan elde edilen verilere göre yarı karanlık zonda yaklaşık bir gigaton (1 milyar ton) balık içerdiğini tahmin ediyordu. Bu görünüşe göre hafife alınan bir tahmin; çünkü fener balıkları açık ağlardan yakalanmaktan kaçınıyor. Malaspina akustik araştırması ağlarla veri elde etmeye dayanmıyordu ve dolayısıyla 2014'te yapılan araştırma, 10 ila 20 gigaton arasında değişen alacakaranlık kuşağı balığı hakkında yeni tahminlerin yapılmasına imkan tanıdı.

Böylesine büyük bir hasat imkanı, tipik şekilde balıkçılıkla ve dünyayı beslemekle ilgili çalışan hemen hemen herkesin kafasında aynı sorunun oluşmasına neden oldu: Alacakaranlıktan gelen bu balıklar, artan insan nüfusunu beslemeye yardımcı olabilir mi?

Çok yağlı ve kılçıklı olduklarından bu fener balıkları doğrudan birinin tabağında yiyecek olarak görmemiz zor. Fakat su ürünleri yetiştiriciliğinde kullanılan yemlerin en önemli bileşenlerinden birinin balık yağı olduğunu düşündüğümüzde fener balıklarının potansiyeli kendiliğinden parıldıyor.

Malaspina keşfinden sonra, alacakaranlık balıklarının tahmin edilen daha düşük kütlesinin sadece yarısının (hala 5 gigatonluk büyük bir miktardan bahsediyoruz) yakalanması durumunda, teorik olarak 1.25 gigaton yetiştiricik kökenli deniz mahsülü elde etmek için yeterli balık unumuzun olabileceği tahmin edilmekte. Bu, halihazırda yapılmaya devam edilen yıllık 0.1 gigatonluk yabani balık avından çok daha fazla.

Bununla birlikte, fener balığı hasadı başlasa ve birçok balık yetiştiriciliği türünün diğer çevresel etkilerini bir kenara bırakırsak, çoğu kişi, herkesin yemesi için yiyecek sağlama gibi erdemli bir amaca ulaşıp ulaşamayacağını sorguluyor.

Gıda açısından zengin, gelişmiş ülkelerin çoğunda somon ve karidesler yemle beslenir ve evcil hayvan gıdalarında da giderek artan bir hacimde satılmaktadır. Ayrıca, Rus ve İzlanda filoları da dahil olmak üzere, fener balığı balıkçılığı yapmaya yönelik önceki girişimler ticari bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu derin sularda balık tutmanın şimdiye kadar çok pahalı ve balık unu çok ucuz olduğu kanıtlandı.

Gıda takviyesi kaynağı olarak kullanabilir miyiz?

Daha yakın zamanlarda, fener balığı popülasyonlarının yüksek tahminlerinin harekete geçmesiyle, alacakaranlık kuşağı balıkçılığının nasıl karlı hale getirileceğini araştırmak için planlar yapılıyor. AB, bu tür fırsatları araştırmak için beş yıllık bir araştırma projesini finanse etti. 2017'de Norveç, alacakaranlık kuşağındaki bu balıklar için 46 keşif amaçlı balıkçılık lisansı verdi. Bu balıkçılık aktivitesi muhtemelen düşük maliyetli balık unu üretmek için değil de Omega-3 takviyeleri ve balık yağı hapları gibi ürünleri tedarik eden daha kazançlı “nutrasötikler” endüstrisini tedarik ederek kârlı olmaya çalışacak.

Bir alacakaranlık balıkçılığını geliştirmeye yönelik bu ve diğer girişimler, vahşi balık avlamak için karşı konulmaz bir zorunluluğu yansıtıyor. Sürdürülebilirlik - ve dünyayı besleme ihtiyacı hakkında konuşmalar arasında, bu balıkları avlanmadan bırakmanın bir şekilde israf olacağı yönündeki karşı varsayım var. Az sömürülmüş terimi, sanki bu hayvanların tek amacı insan yararı içinmiş gibi sıklıkla kullanılır. Alacakaranlık kuşağından çağlayan binlerce trilyon parlayan balık fikri, birçoklarının görmezden gelemeyeceği kadar çekici.

Yeterince fener balığı yakalamak ve çabaya değer kılmak için, bu balıkçıların muhtemelen büyük orta su trol ağları kullanması ve sonar ile bulunması kolay büyük sürülerde bir araya geldikleri için gün boyunca balıkları hedeflemeleri gerekecektir. Ağlar dibe değmeyecek veya 1000 yıllık mercanları parçalamayacak, ancak elekten geçirip açık suyu süzdükçe, zaten yeterince sorunu olan diğer hayvanları yakalayacaklar. Bu da tipik şekilde daha önce de defalarca bahsettiğimiz üzere ıskarta balıkçılığa işaret ediyor.

Paul Caiger / Woods Hole Oceanographic Institution

Okyanusun kendi içindeki dengeyi gözetiyor muyuz?

Turuncu imparator balığı (Hoplostethus atlanticus) gibi aşırı yavaş büyüyen derin deniz türlerinin aksine, fener balıklarının önemli av baskısına dayanma olasılığı daha yüksektir; çok daha hızlı büyüyorlar ve yaşamları aylarla ölçülüyor, bazıları iki yıldan az yaşıyor. Fakat yarı aydınlık zonda balık tutmak, fener balıkları ve benzeri türlerin iklimi düzenlemeye yardımcı olma şeklini bozarak farklı türde bir felaketi tetikleyebilir.

Günlük yukarı ve aşağı yüzme rutinleri, parçacık enjeksiyon pompalarını güçlendirerek yüzey ile derin arasında hayati bağlantılar oluşturur.

Küçük balıkların sığlıklarda beslenmesi, daha sonra aşağıya dalması, derinlerde kalan daha büyük balıklar tarafından yenilmeleri ve böylece atmosferden karbondioksiti depolanabileceği derin okyanusa pompalama sürecidir.

Parçacıklar 1.000 metrenin altına düşerse, karbonları yüzeye dönmeden önce 1.000 yıla kadar depolanabilir. Batı İrlanda açıklarındaki kıta eğimi üzerine yapılan bir araştırma, derinlerde yaşayan balıkların yılda 1 milyon ton CO2 eşdeğerini yakalayıp depoladığını tahmin ediyor.

Yarı karanlık zonda balıkçılık yapmak eğer yüzey ve derin arasındaki bağlantıya zarar verirse, bu biyolojik karbon pompasının ne kadar hızlı veya kritik bir şekilde zayıflayabileceğinden kimse emin olamaz. Ancak fener balıklarının küresel iklim sisteminin bir parçası olması ve yalnız bırakılması gereken bir risk var.

Endişe verici bir şekilde, alacakaranlık kuşağı balıklarının sayısı için yeni yüksek rakamla herkes aynı fikirde değil. 2010 Malaspina çalışması bile belirsizliğini ve kullanılan yöntemlerin sınırlamalarını belirtiyor. Ancak yarı karanlık zonda daha önce düşünülenden en az 10 kat daha fazla balık bulunduğu manşeti insanların dikkatini çekti.

Sonraki çalışmalar, bu rakamlara ve onları destekleyen varsayımlara daha eleştirel baktı. Malaspina araştırması, derinlerden yansıyan ve sonar tarafından alınan sesin ölçüsü olan akustik geri saçılımın tamamen balıklardan geldiğini varsayıyordu. Ancak yarı karanlık zonda vücutlarının içinde yansıtıcı, gazla dolu baloncuklar bulunan tek hayvanlar onlar değil. Ayrıca 19. yüzyıl Alman doğa bilimci Ernst Haeckel'in tanımlayıp resimlediği birçok sifonoforda da varlar. Ayrıca bazı alacakaranlık kuşağı balığında yüzme kesesi de yok, bu nedenle sonar tarafından tespit edilmez haldeler.

2019 yılında yapılan bir araştırma, Malaspina keşif gezisinden elde edilen akustik verileri bu belirsizlikleri hesaba katarak yeniden yorumladı. Yarı karanlık zon balıklarının ortaya çıkan tahminleri 1.8 ila 16 gigaton arasında değişiyordu. Bu ölçekte gerçek değerin nerede olduğunu söylemek için çok erken, bu da dışarıda 20 gigaton olabileceği gibi riskli önermeye dayanarak fener balığı yakalamaya başlamak için kesinlikle çok erken olduğu anlamına geliyor.

Yakın tarih bize, endüstriyel balıkçılık yeni türleri yakalamak için yeni bölgelere yayıldığında her zaman yıkıcı çevresel etkilerin olduğunu söylüyor. Yarı karanlık zonda aynı hatadan kaçınılabilir mi?

Kaynak: theguardian.com

Dünyanın geleceği için denizden harika bir fırsat: Kelp yetiştiriciliği


Tüketilebilir su ürünlerinin çeşidinin artması, biraz da sürdürülen araştırmaların neticelenmesiyle bağlantılı. Denizden ne kadar çok "sürdürülebilir" ürün elde etmeyi başarabilirsek, dünyanın geleceğini o kadar kontrollü bir şekilde şekillendirebiliriz.

Göreceli olarak Batı Yarımkürede yeni sayılabilecek yeni bir konu başlığı da tabii ki bir çeşit deniz yosunu olan kelp. Soğuk deniz sularını bol güneş ışığını seven kelp, başta Norveç kıyıları olmak üzere, dünyadaki pek çok ülkenin kıyılarında yetişebilir. Kolay ve hızlı bir şekilde büyüyen kelp, gelecek için insanlara harika bir fırsat sunuyor.

Yosun yetiştiriciliği Norveç'te nispeten yeni bir endüstri ve Avrupa'nın birçok yerinde, üretimin artması ve ticari olarak uygulanabilir hale gelmesi için aşılması gereken pek çok zorluk var. Norveç'teki aktif ekim alanları kısıtlı ve güney ile orta kıyı bölgelerinde yoğunlaşmıştır; ancak, yosun yetiştiriciliği de kuzey Norveç'te büyük bir potansiyel göstermektedir. Bu nedenle, Nofima'daki araştırmacılar şu anda
kuzey Norveç'teki yosun üretiminden sürdürülebilir değer yaratmaya odaklanıyor.

Bir parça kelp ile birlikte Xinxin Wang.
Fotoğraf: © Philip James, Nofima.

 Dünyanın en geniş mahsül edilebilir akuakültür ürünü

Deniz yosunu, hasat etme ve hacim bakımından Avrupa'da nispeten yeni bir su ürünleri yetiştiriciliği türü olmasına rağmen, dünyadaki en büyük su kültürü sektörüdür. Üç tür deniz yosunu vardır: kahverengi, kırmızı ve yeşil. Yaklaşık olarak 10.500 kadar çeşit tanımlanmış olmasına rağmen  deniz yosunu üretimi, Japon kelp, nori ve wakame gibi iyi bilinen türler dahil olmak üzere dokuz cinse yoğunlaşmıştır.

Deniz yosunu, dünya deniz kültür balıkçılığı üretiminin hacim olarak yarısından fazlasını temsil etmektedir ve bu üretimin yüzde 99'u Asya ülkelerinde yoğunlaşmaktadır. Son zamanlarda, deniz yosunu yetiştiriciliği, en önemli ve yaygın olarak yetiştirilen ticari tür olan Saccharina latissima (Norveççe sukker tare veya İngilizce şeker yosunu) ile Avrupa ülkelerine yayılmıştır.

Kelp türleri, bu gezegende en hızlı büyüyen organizmalardır ve günde bir kaç cm büyüyebilirler. Tek bir büyüme mevsiminde 2 metreden fazla uzunluğa ulaşabildikleri için su ürünleri yetiştiriciliği için mükemmel adaylardır. Karasal bitkilerdeki köklerin aksine, halatlara besin emilimi için kullanılmayan tutma sürgünleriyle bağlanırlırlar. Stip adı verilen uzun sap benzeri çengelsi yapılar ve ardından uzun yapraklar gelişir.

Deniz yosununun uygulamaları ve faydaları

Çoğu yetiştirilen deniz yosunu biyokütlesi, mineraller ve vitaminler açısından zengin oldukları ve bazı türler de yüksek miktarda protein ve yağ asitleri içerdiğinden gıda olarak tüketilir. Deniz yosunundan elde edilen özler, jelleştirme veya koyulaştırma amaçlı hidrokolloidler içeren hayvan yemi, diş macunu, kozmetik ve ilaçlar gibi çok çeşitli ürün uygulamalarında kullanılabilir. Ambalaj için tekstil ve plastik alternatifler ve yiyecek kapları ve pipet kaplamaları da dahil olmak üzere daha umut verici ve yenilikçi uygulamalar geliyor.

Bununla birlikte, deniz yosunundan yüksek iyot alımının sağlığa etkisi konusunda endişeler vardır. İyot konsantrasyonu varyasyonu türler arasında ve kendi içinde fazladır. Kahverengi deniz yosunları yüksek düzeyde iyot içerirken, popüler suşi deniz yosunu nori dahil yeşil ve kırmızı deniz yosunları iyot bakımından nispeten düşüktür. Ayrıca, iyot içeriği kurutma, kaynatma ve kızartma gibi işlemlerle azaltılabilir.

Deniz yosunu ayrıca birkaç temel ekosistem hizmetinde de buluur ve günümüzün en acil çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik sorunlarının birkaçını çözmeye yardımcı olabilir. Entegre multi-trofik kültür balıkçılığı (IMTA) sistemlerinde, yosun, besin yüklerini azaltmak, su kalitesini iyileştirmek, biyoçeşitliliği artırmak için somon gibi beslenen türlerle ve istiridye, midye, tarak gibi beslenmeyen türlerle entegre edilebilir. aynı zamanda sistemin genel üretkenliğini arttırır.

Birincil üretici olarak, yosun CO2 emer ve karbonu biyokütleye dönüştürür. Büyük ölçekli yosun ekimi, okyanus asitlenmesini tersine çevirmek ve mevcut iklim krizinin etkisini azaltmaya yardımcı olmak için ümit verici bir yol sağlar. Bu aynı zamanda okyanus sağlığını iyileştirmeye ve sürdürülebilir bir okyanus ekonomisi yaratmaya yönelik mevcut çabalarla yakından uyumludur.

Nofima'nın deneme alanından bir parça kelp.
Fotoğraf: © Xinxin Wang, Nofima.

Farklı üretim sistemleri

Yosunu verimli bir şekilde yetiştirmek, hayatta kalmayı ve büyümeyi etkileyen fiziksel ve biyolojik faktörleri anlamak - ve uygun üretim stratejileri geliştirmek - başarının anahtarları arasındadır. Yosunun büyümesi için ana çevresel değişkenler besinlerin, ışığın, sıcaklığın ve akımların mevcudiyetidir. Kelp, fiyortların yanı sıra kıyıya yakın ve açık deniz ortamlarında da yetiştirilebilir. Ek olarak, mevcut deniz ürünleri yetiştirme tesislerine veya rüzgar çiftliklerine entegre edilebilir.

Kelp yetiştiriciliği bir dizi zorlukla karşı karşıyadır, ancak şu anda deniz yosunu üretmek için kullanılmayan alanlarda da avantajlıdır. Kuzey Norveç'te yosun yetiştiriciliği büyük potansiyel göstermesine rağmen, Norveç'teki aktif ekim alanları azdır. Fotosentez, yosun yetiştiriciliğinin anahtarıdır ve kuzeyde yaz mevsimi boyunca yirmi dört saat güneş ışığı vardır, bu da bu dönemde büyüme oranlarının inanılmaz olduğu ve bir yosun endüstrisi geliştirme potansiyeline sahip olduğu anlamına gelir.

Şeker yosunları soğuk su türleridir ve 10 ° C'nin altındaki deniz suyu sıcaklığının büyümeleri için en uygun sıcaklık olduğu ve epifitik (kirlenme) organizmaların salgınını geciktiren kilit faktör olduğu öne sürülmektedir. Bu, uygulanabilir deniz yosunu yetiştiriciliğinin ana zorluklarından biridir, çünkü bitkiler kirletici organizmalarla büyümüştür, hızla değerlerini kaybederler. Nofima’nın kuzeydeki deney sahalarından birindeki deniz suyu sıcaklığı, yosun yetiştiriciliği için mükemmel bir yer olan büyüme döneminde (Şubat-Ağustos) hiçbir zaman 10 ° C'yi geçmedi. 

Kelp yetiştiriciliği, çok kısa ve yoğun bir dönemde hasat edilmesi ve işlenmesi gereken büyük hacimlerde biyokütle üretir (biyolojik kirlenmenin başlangıcı tarafından belirlenir). Güney Norveç'teki büyüme mevsimi, su sıcaklıklarının arttığı ve epifitik organizmaların ekili yosun üzerinde oluşmaya başladığı ve onları insan tüketimi için uygun hale getirdiği Mayıs ayında sona eriyor.

İlk sonuçlarımız, epifitik organizma salgınının önemli ölçüde daha sonra kuzey Norveç'te olduğunu gösterdi; bu, uzun bir büyüme mevsimine ve daha sonra Temmuz / Ağustos'ta hasada izin verdi. Daha düşük sıcaklıklara rağmen kuzeydeki biyokütle verimi, Norveç'in güney ve orta kıyı bölgelerinde yaşananlarla karşılaştırılabilir. Nofima denemelerinden elde edilen sonuçlar, kuzey bölgesinde bile yosun büyümesi ve kalitesinde büyük farklılıklar olduğunu ortaya koydu.

Düşük sıcaklığa ve normal tuzluluğa sahip bir bölge, ana bitkilerin kökenine bakılmaksızın, yakındaki başka bir bölgeye göre daha iyi yosun büyümesi yaşadı. Bu, coğrafi konuma ek olarak, yerel çevresel koşulların, Norveç'in kuzeyindeki deniz yosunu çiftliklerini bulmak için anahtar olacağını göstermektedir.

Deniz yosunu yetiştiriciliği, üretim tekniklerinin zamansal, mekansal ve pratik entegrasyonu ile ilgili özel çözümler gerektirir ve bu çözümler her üretim sahasına özeldir. Bu nedenle, güney ve orta Norveç'te uygulanan mevcut yetiştirme yöntemleri, kuzey Norveç için tamamen uygun olmayabilir. Abiyotik koşullar enlem ile önemli ölçüde değişir ve genetik adaptasyon, büyüme ve kalite potansiyelinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle, kuzey Norveç'te yosun yetiştiriciliği üretiminde verimli ve sürdürülebilir bir artış için, yerel sektöre uygulanmak üzere yerel ölçeklerde mevcut yetiştirme yöntemlerini ve genomik varyasyonu değerlendirmek çok önemli olacaktır.

Dahası, yosun da dahil olmak üzere çeşitli deniz yosunu türlerinin genetik dağılımı hakkında çok az araştırma yapılmış ve bu veya diğer türlerin değerini artırmak için seçici yetiştirme kullanma potansiyeli araştırılmamıştır. Şu anda, endüstri aynı zamanda neredeyse tamamen Norveç'in güney ve orta kısımlarına dayanmaktadır. Bu, kuzeyde deniz yosunu üreterek Norveç'teki yeni doğan endüstrisini büyütme ve genişletme konusundaki muazzam potansiyeli görmezden geliyor. Son olarak, deniz yosunu bazlı gıda ve gıda katkı maddeleri pazarlarının genişlemeye devam etmesi gerekiyor. Bu, muhtemelen, daha sağlıklı ve daha sürdürülebilir bir diyete yönelik değişen algılarımız ve deniz yosunu bazlı ürünlerle ilişkili sağlık yararlarının artan takdirinden kaynaklanıyor olabilir.

Bu yazı, thefishsite.com'da Philip James and Xinxin Wang tarafından kaleme alınmıştır.

Bugün hayal, yarın gerçek: Ayda yaşarken kendi balığımızı yetiştirebilecek miyiz?

Fransa'daki araştırmacılar, hangi balık yumurtasının aya gönderilmeye en uygun olduğunu test ediyor. Şu ana kadar Avrupa levreği liderler arasında.

200 tane levrek yumurtası modüllerine yerleştirildi ve gitmeye hazırdı. Yer ekibi yumurtaları dikkatlice saymış, her birinde bir embriyo olup olmadığını kontrol etmiş ve deniz suyuyla tam ağzına kadar doldurulmuş kavisli bir kapta onları sıkıca mühürlemişti.

Geri sayım ve ardından - ateşl! İki tam dakika boyunca, roketin motorları patladığında kıymetli yumurtalar bir kargaşa yaşadı ve ardından cennete yükseldiklerinde sekiz dakika daha yüksek bir titreme yaşadı. Bu embriyonik balıklar Alçak Dünya Yörüngesine gidiyorlardı. Sonraki durak ise biraz daha ötesiydi: Ay.

Aslında henüz ayrılmadılar. Ancak, tipik bir kalkıştaki yoğun sarsıntıyı yeniden yaratmak için tasarlanan yakın tarihli bir simülasyondan sonra, Fransa'daki araştırmacılar, yumurtaların bu zorlu sınavdan geçtiğini buldular. Bu, astronotların gelecekte Ay üssünde başarılı bir şekilde balık yetiştirip yetiştiremeyeceğini belirlemeyi amaçlayan bir program olan Lunar Hatch'in ilerlemesinde çok önemli bir keşif.

Sonuç olarak, araştırmaya liderlik eden Fransız Deniz İstismarı Araştırma Enstitüsü'nde bir su kültürü araştırmacısı olan Cyrille Przybyla, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından kurulacak olan gelecekteki Ay Köyü sakinlerini beslemeye yardımcı olmak için, aydaki suyu kullanan bir "ay balığı çiftliği" tasarlamayı hayal ediyor.

Lunar Hatch projesi, şu anda ESA tarafından değerlendirilmekte olan yaklaşık 300 fikirden sadece biridir ve son görev için seçilebilir veya seçilmeyebilir. Yine de Przybyla’nın umudu, Ay sakinlerine sadece dondurularak kurutulmuş tırtıl paketleri değil. taze, iştah açıcı, protein açısından zengin yiyecekler sunmak.

Przybyla, "Balık değil yumurta gönderme fikrini önerdim çünkü yumurtalar ve embriyolar çok güçlüdür" diyor.

Şimdiye kadarki deneyleri haklı olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, ekibinin araştırması, tüm balıkların eşit derecede uzaya elverişli olmadığını da ortaya koydu.

Przybyla ve meslektaşları, ayda hizmet edecek mükemmel astro-balığı aramaya başlamak için, yüzlerce türden oluşan bir listeyi sadece bir avuç kadar aşağı indirdiler - mütevazı oksijen ihtiyacı, düşük karbondioksit çıkışı, kısa kuluçka süresi ve yaşam formları uzay yolculuğu sırasında radyasyona maruz kaldığı için yüklü parçacıklara direnç bu listenin son halini almasında büyük rol oynadı. Daha sonra iki tür tarafından üretilen yumurtaların bütünlüğünü incelemeye karar verdiler: Avrupa levreği ve Eşkina.

Yumurtaları içeren kaplar başlangıçta orbital çalkalayıcı adı verilen standart bir laboratuvar ekipmanı kullanılarak sallandı. Bu ilk testi geçtiler. Ardından, bir Rus Soyuz roketinin fırlatılmasını simüle etmek için tasarlanmış özel bir sırayla onları sallayan farklı bir makine kullanılarak çok daha güçlü titreşimlere maruz bırakıldılar. Ekip, hiçbir uzay uçuşunun bundan daha aşırı sarsılmaya neden olmayacağını savunuyor.

Çalkalandıktan sonra, levrek yumurtalarının yüzde 76'sı yumurtadan çıkmaya devam etti, bu da çalkalanmamış kontrol örneklerinin yüzde 82 başarı oranından çok uzak değildi. Levrek ile karşılaştırıldığında, Eşkina yumurtaları daha da iyi sonuç verdi: Çalkalanmış yumurtaların yüzde 95'i, kontrol grubundakilerin yüzde 92'si çıktı.

Przybyla, "Tamamen çılgıncaydı" diyor keyifle. "Bu yumurtalar için ortam çok zordu."

Przybyla, güçlü akıntılara, dalgalara ve sert yüzeylerle çarpışmalara dayanabilecekleri su ortamlarının olumsuzluklarına dayanacak şekilde evrimleşen balık yumurtalarının doğal olarak uzaya hazır olduğundan şüpheleniyor.

Przybyla, ayda yetiştirilen balık filetolarının besinsel nimetinin yanı sıra, bir gün kendilerini uzayda hayvan yetiştirirken bulabilecek astronotlar için başka faydalar da olacağını öne sürüyor.

"Psikolojik açıdan, Dünya'yı hatırlatmak daha iyidir - bir bahçeniz var, balıklı bir tankınız var," diyor.

NASA’nın Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nde araştırmacı olan Luke Roberson da aynı fikirde. Uluslararası Uzay İstasyonunda yaşayan astronotlar, gemide yetiştirdikleri bitkilere bakmak ve onları ziyaret etmek için düzenli olarak zaman harcıyor.

"Buna bir evcil hayvan balığı veya evcil hayvan omurgasızını ekleyin - başka bir psikolojik fayda düzeyi katıyor. Bu daha insani hissettiriyor” diyor Roberson.

Dünyanın ötesinde gıda üretimi için bağımsız ve kendi kendini destekleyen sistemler tasarlamak, gelecekteki uzay keşif programları için çok önemli olacak, diye ekliyor. Ve Przybyla’nın çalışmasının, su ürünleri yetiştiriciliğinin bu geleceğin geçerli bir parçası olduğunu göstermeye yönelik "büyük bir ilk adım" olduğunu söylüyor.

Roberson ayrıca levreğin ilginç bir seçim olduğuna dikkat çekiyor çünkü değişen tuzluluk seviyelerine toleranslı. Bu, ayın sınırlı suyuna rağmen onları barındırmayı kolaylaştırabilir. Ve deniz kütlesinin, hidrojen bazlı roket yakıtı üretmek için ay ortamından su kullanan diğer ay üssü sistemlerinden gelen atık su ile sağlanabileceğini ekliyor.

Bununla birlikte, orada daha uygun bir ay deniz ürünü seçimi olabilir. Roberson ve meslektaşları yakın zamanda çeşitli türlerin artılarını ve eksilerini dünya dışı su ürünleri yetiştiriciliğine aday olarak değerlendirdiler. Midye ve karides gibi omurgasızlar, levreklerden daha iyi bir bahis olabilir: Roberson, "Omurgalı türleri çok yer kaplıyor ve kütle başına kalori alımını sağlamıyor" diyor.

hakaimagazine.com'daki yazıdan Türkçe'ye çevrilmiştir.