Ana içeriğe atla

"Ahtapot yetiştiriciliğini geliştirmek" final raporu Türkçe olarak yayınlandı.

 

Su ürünleri yetiştiriciliğini daha iyi bir hale getirmek ve bir protein kaynağı olarak deniz ürünleri ile ilgili yeni pratikleri geliştirmek için pek çok araştırma yürütülüyor. Bunlardan birisi de dikkat çekici şekilde yaygınlaşarak daha fazla kişinin dikkatini çeken ahtapotlar ve ahtapot yetiştiriciliği.

Ahtapotları yetiştirmeli miyiz?

Pek çok çevrede tüketim hedefli olarak ahtapotları yetiştirmenin gerekli olup olmadığına dair kapsamlı bir tartışma sürüyor ve ahtapot yetiştiriciliği şu anda ekolojik ve çevresel boyutun ötesinde etik yönden de ele alınıyor. Farklı görüşlerden fikirlere denizdenbabamciksa.com’da yer verilmişti, dileyen onlara da göz atabilir. Denizde yaşayan diğer türlere göre daha zeki olduklarını elde ettiğimiz kanıtlara bağlı olarak düşündüğümüz, yaşam alanlarını korumak için ya da beslenmek için gösterdikleri davranışlar, ve hatta daha basit haliyle görünüşleri bile ahtapotları tarih boyunca farklı bir yere koymamıza neden oldu. Fantastik edebiyatın önemli kitaplarında hatta günümüzün modern fantastik sinemasında bile ahtapotlar daima bilinmezin ve korkunun merkezindeler.

Bir su ürünü olarak düşünüldüğünde ahtapot, katma değeri oldukça yüksek ve dünyadaki herhangi bir şehirde; Tokyo, Seul, Hong Kong, New York, San Francisco, Londra, Paris, Amsterdam ya da Brüksel hatta ülkemizden örnek vermek gerekirse İstanbul ile Bodrum’da; kendine pazar bulabilen önemli bir su ürünü ve dünya denizlerindeki diğer su ürünleriyle ortak bir kaderi paylaşıyor: gelecek kaygısı.

İşte bu yüzden ahtapotların yetiştirilip yetiştirilemeyeceği konusunda yapılan araştırmaların önemi gerçekten çok büyük. Avusturalya, Meksika, İspanya ve hatta yanı başımızdaki komşumuz Yunanistan’da dahi ahtapotların kültüre nasıl alınabileceği konusunda çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Etrafı denizlerle çevrili olan ve kendine ait bir iç denizi olan Türkiye’nin de bu çalışmalardan geri kalmaması, dünyaya en fazla deniz ürünü tedariği sağlayan ülkemiz için önem taşıyor. Güncel olarak baktığımızda Türkiye’de bu konuyla ilgili yapılmış araştırmaların sayısı çok az.

Uluslararası pazardaki üstünlüğümüzü korumak için halihazırda var olan ürünlerimizin durumunu devamlı olarak iyileştirmenin yanında yeni ürün geliştirme çalışmalarını de aynı kararlılıkla sürdürmemiz gerekiyor. Bu yalnızca ahtapot özelinde sürdürülmesi gereken bir faaliyet olmamalı; bizim şu sıralar ıskarta diye tanımladığımız balıklar, kabuklulular ve yumuşakçalar gelecekte su ürünleri kaynağı olarak önem kazanabilir. Denizler ısınıyor, suyun altındaki denge sandığımızdan daha kolay bir şekilde bozuluyor ve biz sabit kalarak şartlarımızı daha da zorlamak yerine adapte olmak zorundayız. Bu ahtapot yetiştiriciliğini daha iyi bir yere getirmek şeklinde de olabilir, daha kolay kültüre alınabilen bir yengeci ya da deniz kestanesini geliştirmek de olabilir.

Bu rapor neden Türkçe’ye çevrildi?
Bu rapor, dünyanın farklı bir bölgesinde, bize oldukça uzak gibi görünen Avusturalya’da Octopus tetricus ve Octopus berrima cinsi ahtapotun yetiştiriciliği üzerine hazırlanmış değerli verileri içerdiği için Türkçe’ye çevrildi. Türkiye’de su ürünleri yetiştiriciliği yapan ve sektöre yenilik katmak isteyen tüm girişimcilere yol gösterici bir araç olmasını temenni ediyorum.

Bu rapor S. Kolkovski, J. King, N. Watts, M. Natale, A. Mori, R. Cammilleri, C. Cammiller tarafından hazırlanmıştır. Araştırmalarına verdikleri emek için kendilerine sonsuz teşekkür ederiz.

"Ahtapot Yetiştiriciliğini Geliştirmek" final raporunu indirmek için yayinlar.denizdenbabamciksa.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Daha fazla unisuhi yemek su altındaki yosun ormanlarını kurtarmaya yardımcı olabilir mi?

Su altı yaşamı için önemli bir barınma ve beslenme alanı olan, ayrıca ekosistemde karbon depolamak ve çevirmek için önemli bir birim olarak kabul edilen yosun ormanları, bir yırtıcı olan deniz kestanelerinin tehdidi altında. Kısa süre içinde çok geniş alanlardaki yosunları tüketerek ekolojik temizlik yapan deniz kestanelerinden sürdürülebilir bir şekilde kurtulmanın yolu onları tabağa almaktan geçiyor olabilir.

Tek başına yiyebildiğimiz kadar sushi yemek dünyayı tek başına kurtarabilecekmiş gibi görünmüyor. Fakat bir şirket Londra’dan Los Angeles’a, oradan da Tokyo’ya “fine diner”ların gezegenin denizlerinin zeminini kaplayan yosun ormanlarının kendilerini yenilemesine fırsat vermek adına yeterli miktarda uni sushi, yani deniz kestanesi yumurtası yiyeceğini umuyor.

Kuzey Denizi’nden Tazmanya’ya kadar, su altındaki biyoçeşitlilik için çok önemli olan deniz yosunlarının çoğu deniz kestaneleri nedeniyle kayboldu ve geriye geniş su altı çölleri kaldı. Garip şekilde, Norveç’te…

Dünyanın en eski bitki fosili bir alg: Proterocladus antiquus

Bilim insanları, Kuzey Çin’deki kayalarda buldukları bir fosilinin, şimdiye kadar bulunan en eski  yeşil bitki fosili olabileceğini keşfettiler. Bu, 1 milyar yıl önce deniz tabanının halı gibi kaplamış olan ve dünyadaki yaşamda ilkel bir devrimin parçası olan küçük deniz yosunu. Şimdiye dek bulunmuş olan en eski bitki fosilinin bir yeşil alge ait olması gerçekten çok önemli ve heyecan verici bir gelişme.

Proterocladus antiquus adı verilen alg konusunda bilgi veren araştırmacılar, algin bir pirinç tanesi büyüklüğünde olduğunu ve kök benzeri bir yapıyla deniz tabanına bağlanırken sığ suda gelişerek çok sayıda ince dalla eklemlendiğini söyledi.

Bir tür yeşil alg olan Proterocladus şimdi gözümüze oldukça küçük görünebilir ancak yaşadığı zamanın en büyük organizmalarından biriydi ve denizleri çoğunlukla bakteri ve diğer mikroplarla paylaşıyordu. Güneşten enerjiyi kimyasal enerjiye dönüştüren ve oksijen üreten fotosentez yaptı. Dolayısıyla suyun oksijenlenmesine katkı sağlayan …