Su ürünleri yetiştiriciliği, yemlik balıklar olmadan var olmaya devam edebilecek mi?

ArGeÇevreSu ürünleriSürdürülebilirlikTüketimYetiştiricilik

Yazar:

İnsanlar artık yüksek miktarlarda yetiştirilmiş su ürünleri tüketiyor. Su ürünleri ise yetiştirilirken yüksek miktarda küçük balık. Yapılan yeni bir araştırma ise bu sürdürülemez döngüyü incelerken çözüm için bir yol sunuyor.

Su ürünleri yetiştiriciliği bugün tam anlamıyla patlıyor. Dünya çapında bugün doğadan yakalanmış olanlardan daha çok yetiştirilmiş su ürünlerini tüketiyoruz. Su ürünleri alışveriş yapan kişiler yetiştiricilik yoluyla elde edilmiş olan somondan daha pahalı olan avlanmış somonu almayı ne kadar düşünürler ve bu seçimi ne kadar sıklıkla yaparlar? Bunun hakkında bir düşünün.

Global ölçekteki bu eğilim, yetiştirilen su ürünlerini beslemek için doğadan avlanan vahşi balık popülasyonlarının durumuyla ilgili çanları çaldırıyor. Nature Sustainability’de yayınlanan yeni bir araştırma ise 2037 yılında su ürünleri yetiştiriciliği talepleri yemlik balık tedariğini geride bırakabilir veya hamsi ve ringa gibi balıkların insanların tüketmesi için çok küçük sayılabileceğini gösteriyor. Su ürünlerini tüketen çoğu tüketici her ne kadar fazlaca ciddiye almasa da bu türler bizim tükettiğimiz su ürünlerini ve karasal kökenli çiftlik hayvanlarını besliyor ki bu da onları deniz ekosistemiyle hayati bir bağlayıcı yapıyor.

Çalışmanın ortaya koyduğu karamsar sonuca rağmen araştırmacıların umudu var. Yem reformları su ürünleri yetiştiriciliğininin büyümesini devam ettirirken aynı zamanda yemlik türlerin aç gezegenimiz için kritik bir protein kaynağı olarak değerlendirilmesinin önünü açabilir.

Şu an için en önemli balık: Ringa

Santa Barbara California Üniversitesi’nde postdoktora araştırmacısı Halley Froehlich su ürünleri yetiştiriciliğinin yemlik türlerin birinci kullanıcısı olduğunu söylüyor. “Fakat bir adım geriye gidip gıda endüstrisinin diğer sektörünlerine göz atarak – domuz ve tavukçuluk – balığın o sektörlerde nasıl kullanıldığına ve artan arzdan kaçınılabilecek gerçek somut hafifletic önlemlere dair bazı perspektifler almak istedik.”

Froehlich’in araştırmasının motive edici olduğunu söylüyor, yemlik balık kullanımı söz konusu olduğunda su ürünleri yetiştiriciliği deniz koruma çevrelerine girer.

Su ürünleri yetiştiriciliği endüstrisi, antibiyotik kullanımı ve kirlilik ile ilgili endişeler de dahil olmak üzere, uzun vadede sürdürülebilir bir şekilde faaliyet göstermek için başka zorluklarla da karşı karşıyadır, ancak Froehlich, su ürünleri yetiştiriciliğinin sürdürülebilirliğini iyileştirmek için alınabilecek önlemler hakkında konuşmaları teşvik etmeyi umduğunu söyledi. Buna “okyanus iyimserliği” diyoruz.

Küçük balık için büyük pazar

Yemlik balıklar, küresel ölçekte avlanan deniz ürünlerinin yaklaşık üçte birini oluşturur. Bu minik balıklar, besin olarak omega-3 yağ asitlerinin orijinal kaynağı olan plankton ile beslenirler ve bu besinleri bünyelerinde biriktirerek ve büyük denizel besin zinciri içindeki önemli bir protein kaynağı olarak hizmet ederler.

Bugün insanlar yemlik olarak avlanan balıkların yalnızca konserve sardalya, hamsi, yada balık yağı kapsülü olarak piyasaya sunulmuş %5 kadarını yiyor. Bu rakam kısmen yükselmiş olan karides ve somon gibi popüler su ürünlerinin yetiştiriciliğine bağlı olarak  2000’li yıllarda yediğimiz %15 oranından düşmüş vaziyette.

Yemlik balıkların çoğu karada yada denizde yetiştiriciliği  yapılan diğer türlerin beslenmesinde kullanılmak üzere balık unu ve balık yağı haline getirilir. Su ürünleri yetiştiriciliği ise şu anda tek başına dünya çapında üretilen balık yeminin %70’ini tek başına kullanıyor. Ancak 2000’li yıllara kadar domuzculuk endüstrisiyle birlikte tavukçuluk da balık ununun en büyük kullanıcısıydı.

1990 yılında 15 milyon tondan 2016 yılına 80 milyon tona varan su ürünleri yetiştiriciliğinin hızlı büyümesi, balık yemi fiyatının artışına neden olmakta ve bu artış kümesçilerle domuz yetiştiriciliği yapanların balık ununun yerine soya gibi daha düşük fiyatlı protein kaynaklarını koymalarına neden oldu. Fakat gloal olarak halen %25 oranında kullanıyorlar.

Ekonomi ayrıca su ürünleri endüstrisini alternatif yem kaynakları geliştirmeye de yönlendiriyor. “On yıl önce balık yemi pahalı değilken balık unu balık yemlerinin büyükçe bir kısmını oluştururdu. Bu, balığın ihtiyaç duyduğu besinlerin harika bir karışımıydı. Fakat şimdi yemlerin içine soya, mısır, kanola ile bezelye gibi bitkisel bazlı protein kaynaklarının karıştırıldığını görüyoruz ve yemdeki  balık unu miktarı düşüyor.” diyor NOAA’nın su ürünleri programında bilim danışmanı olarak görev yapan ve söz konusu araştırmaya dahil olmayan Michael Rust.

Froehlich’e göre buğday ve soya bugün balık yeminde en sık bulunan içerikler. Bunun yanında diğer değişiklikler de iyi gidiyor. İnsan tüketimine yönelik olarak ayrılan ürünlerden de elde edilen kafa, kuyruk ve gastrointestinal bileşenleri kapsayan kırpıntılar da yetiştiricilik yemlerinde kullanılmak üzere balık yemlerinin yapısına giriyor. Rust’a göre pazar sektörün büyümesini devam ettirebilmek için yaratıcı çözümler üretmek konusunda optimist. “Burada önemli olan, çözümlerin olması.”

Ringa hakkında muhtemelen bilmediğiniz 10 şey

Somon balığı yan ürünlerinin büyük çoğunluğunun balık unu içine geri döndüğü Norveç somon endüstrisinden bahseden Rust, “yemlerin sadece %5 – 10’unun balık unundan oluştuğu noktaya gelirseniz bu gelecek nesiller için ihtiyaç duyacağınız tüm balık ununu yaratır” diyor.

Froehlich’in araştırma bulguları, daha çok balık kırpıntısının dünya çapında balık unu haline geldiğini öne sürmektedir. Yalnız araştırmacı, Çin’in büyük bir soru işareti olduğunu sözlerine ekliyor, çünkü Çin’in balık kırpıntılarının kullanımı hakkında kullanılabilir bir verisi yok.

Froehlich, su ürünleri yetiştiriciliği sektöründe bu yemlik balıkları kullanmanın maliyeti aşağı çektiğini kabul ediyor ve modelinde daha sürdürülebilir yem alternatiflerine hızlı bir şekilde geçiş yapılmazsa bu küçük gümüş renkli balıkların ekolojik sınırları 20 yıldan daha az bir süre içinde aşılabiliyor.

Dahası, iklim değişikliği gibi faktörler, balık popülasyon dinamiklerini kimsenin tahmin edemeyeceği şekillerde etkileyebilir. Yemlik balıklar için koruma amaçlı avlanma limitleri; onlarla beslenen daha büyük türlerin beslenmesi için su ürünleri yetiştiriciliğinde daha az kullanılacak şekilde düşürülebilir. Ayrıca bir omega-3 tüketimi çılgınlığı var ve giderek büyüyen balık tabanlı bir tüketim tercihi; ve yüzyılın ortalarına doğru gezegende yaşayacak olan 2 milyar insandan bahsetmiyoruz bile.

Froehlich gelecek hakkında pek çok belirsizlikten bahsediyor. “Modelimizin denemeye çalıştığı bu belirsizliği yakalayalım ve bize yardım etmek üzere kullanalım; farklı sektörler arasında daha iyi, bilinçli ve uyumlu kararlar verelim.”

Farklı senaryoları modelleyen Froehlich, yaptığı araştırmada yem balıklarının popülasyonlarının eğer “sazan gibi gerekli olmayan şeylerle” beslemeye devam etmezsek daha uzun süre hayatta kalacağını ve bunu domuz yetiştiriciliği ve tavukçuluğa iyi şekilde adapte edilebeceğini gösterdi.

Alternatifler için balıkçılık

Froelich’in araştırmasına göre, yem balıklarının uzun vadeli sürdürülebilirliğini sağlamak için sazan ve diğer balıkların et yemeyen balıklara daha az beslenmesi tek bir yol olarak ortaya çıkıyor. Sazan, Güney doğu Asya’da kültüre alınarak yetiştiriciliği en çok yapılan balıktır. Sazan yemleri içlerinde az miktarda balık unu olsa da üretilen yemin miktarı onu su ürünleri yetiştiriciliği endüstrisindeki en büyük yemlik balık kullanıcısı yapmaktadır.

Bazı üreticiler sazan Sazan için Geleceğin Balık Yemi (F3) kapsamında teşvik edilen farklı yem alternatifleri geliştiriyor. Bu, sivil toplum kuruluşları, araştırmacılar ve şirketler arasında deniz ürünlerini içermeyen yemleri geliştirmek amacıyla düzenlenmiş küresel bir müsabaka. Çinli şirket Guangdong Evergreen Feed Industry Co., geçtiğimiz yılki ilk müsabakayı kazandı ve 100.000 tonluk deniz mahsulü içermeyen yemi üretip satmak için 200.000 $ kazandı.

Su ürünleri sektöründe oyunun kuralını değiştiren 6 oyuncu

Massachusetts Boston Üniversitesi’nde Sürdürülebilirlik ve Gıda Çözümleri profesörü ve aynı zamanda bu yarışmanın jüri üyelerinden birisi olan Michael Tlusty’ye göre bu tür yemlerin içinde sinek larvaları, algler, bakteri ve maya gibi bileşenler yer alabilir ve tek hücreli bakteriler ve mayaların sindirimleri soya bazı yemlere göre daha kolay olabilir.

F3, balıklardan yapılmayan, balıkların diyetlerinde önemli bir bileşen olan omega-3 yağ asitleri yönünden zengin olan alternatif bir balık yağı üretimini teşvik etmek için yeni bir müsabakanın ortasında. Tlusty’ye göre, balık yağları küresel olarak alternatif balık yemlerinin geliştirilmesinde daha sınırlayıcı olacak. Bu alternatif yemlerden bazıları, farklı görüşleri savunan gruplar ve GDO ve yan ürünlerini önlemek isteyen tüketiciler arasında endişe kaynağı olan maya veya bakterilerin genetik modifikasyonunu da içerebilir.

Yenilikçi yeni beslemeler devreye girmeye başlarken, Tlusty “bu şeyleri küçük partiler halinde yapabiliriz. Ama onları pahalı çözümlere çok fazla parası olmayan bir sektöre nasıl ölçeklendirirsiniz?”

Sazanları yemlik balıklarla beslemeyi değiştirmenin ötesinde araştırmacıların bulduğu ikinci en iyi çözüm domuz yavrularını balık yemiyle beslemeyi durdurmak. “Fiyat faktörünü düşürmede domuz ve tavukçuluk sektöründeki balık yemi tüketimini azaltmak kadar başka büyük bir etki görünmüyor” diyor Froehlich. Ancak Cargill gibi yem şirketlerinin bu değişimi yapmak için iyi bir kaldıraç noktası olabileceğini düşünüyor.

Önerilen bir diğer çözüm ise çiftlik balıklarını tamamen ortadan kaldırmak ve yemlik balıkları doğrudan yemeyi savunmakki son araştırma %90’ını insanların direk olarak yiyebileceğini gösteriyor. Bu tek başına bir çözüm olmamakla birlikte araştırmanın yazarları tarafından belirtilmekte. Tüketicilerin balık tüketme alışkanlıklarının değiştirilmesindeki önemli zorluklara ek olarak, yazarlar, mevcut yem balıklarının çoğunun bu balıkların yemek ve yağa indirgenmesini destekleyen politika ve süreçlerden kaynaklandığının da altını çiziyor.

Rust: “Yem balıklarının çoğu yemeye çok uygun değil. ABD’de balık unu stoğu olara avladığımız ringa miktarı korkunç. Bu bizi sadece şu ana kadar getirecek ve sonunda da sınırlayıcı olacaktı.”

Somon beslemesinde bütün kurtçuk kullanımının önü açıldı.

Araştırmacılar tarafından keşfedilen çözümler, su ürünleri yetiştiriciliğinin karşılaştığı zorluklardan birine değinmeye başlarken, politikacıların ve çevre gruplarının endüstrinin sürdürülebilirliği konusunda artan endişeleri var. Genetik olarak değiştirilmiş mayanın bir gıda kaynağı olarak kullanılmasına ek olarak, su ürünleri yetiştiriciliği – eğer zayıf bir şekilde yapılırsa – antibiyotiklere oldukça bağımlıdır ve önemli bir kirlilik oluşturabilir ve bir grubun “fabrika balıkçılığı” ismini verdiği şeye dönüştürebilir.

Su ürünleri yetiştiriciliği endüstrisi, mevcut büyüme yörüngesine devam etmek ve hızla büyüyen nüfusa sahip bir gezegende sürdürülebilir bir gıda seçeneği olarak hizmet etmek için bu zorluklara da çözüm bulmak zorunda.

Tlusty, “Bu işte her geçen gün daha iyi oluyoruz, ama yine de mükemmel değiliz” diyor. “Su ürünleri yetiştiriciliği halen göreceli olarak yeni bir gıda üretim sistemi. Ancak dünyadaki tüm insanlarla birlikte, seçeneklere ihtiyacımız var. Su ürünleri yetiştiriciliği ve su ürünleri yetiştiriciliği için alternatif proteinler önemli. Bu, üzerinde çalışmamız gereken sayısız çözümden biri.”

civileats.com kaynağındaki yazıdan Türkçe’ye adapte edilmiştir.