Dünya üzerinde yaşayan ve ticari değeri olan bazı balık türleri (örneğin somonlar, yılan balıkları yada bazı kefal türleri), hayatlarının belirli bir evresinde farklı kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip sular arasında göç ederler. Bu göçlerin nedenleri arasında beslenme, saklanma, kışlama / yazlama yada üreme sayılabilir.

Canlıların bazıları, hayatlarının büyüme ve gelişme evresini geçirdikleri sulardan üreme amacıyla farklı özelliklere sahip sulara geçerler. Bu göçün temel sebebi, canlının gelişimi ile üremesi için gerekli olan gereksinimlerinin farklı olmasıdır. Örneğin, Kral somonu hayatını denizde yada okyanusta geçirirken üremek için kendi doğduğu tatlı kaynaklarına geri dönüş yapar. Yada göç etme gerekçesi bugün bile tamamen bilinemeyen yılan balıkları, eşeysel olgunluğa erişene kadar kaldıkları tatlı sulardan çıkarak uzun mesafeleri sürüler halinde kat ederler ve Meksika Körfezi’ne varırlar, orada üreme eylemini gerçekleştirdikten sonra ölürler (konuyla ilgili daha detaylı bir blog kaydı için Yılan balıkları ve efsane üreme göçleri yazısına göz atın).

Çok dikkat çekici olan bu iki örnek, bize sucul canlıların aslında dünyadaki en karmaşık sistemlerden birisinin önemli bir parçası olduklarını gösterir.

Yukarıdaki iki örneği biraz daha teknik bir kavram içine sokmak istersek eğer, yaşam evrelerini tatlı sularda geçirip çeşitli amaçlarla ( üremek, beslenmek, saklanmak gibi) tuzlu sulara geçen canlılara katadrom, hayat evrelerinin büyük kısmını tuzlu su olarak tanımladığımız okyanus ve denizlerde geçirip de yine benzer şekildeki amaçlarla tatlı sulara giren canlılara da anadrom canlılar ismi verilmiştir.

Ayrıca eğer canlı akarsularda yaşayıp da üremek için kaynağa, eğer göllerde yaşayıp da üremek için gölleri besleyen akarsulara giriş yapıyorsa amfidrom, canlı halihazırda denizde yaşayıp da üremek için yer değiştiriyorsa oseanodrom canlılar olarak tanımlanır.

Türkiye’nin özellikle Karadeniz kıyıları, somongillerden bazı türler ve yılanbalıkları başta olmak üzere pek çok katadrom ve anadrom türe ev sahipliği yapıyor. Kimyasal ve fiziksel değerleri sürekli sabit yada sabite yakın kalan bölge akarsuları ve gölleri, birden fazla canlının üremesi yada beslenmesi için son derece önemli lokasyonlardır. Tıpkı, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi bu kıyılarda da önemli göçlerin varlığı gözlemlenir. Fakat, son zamanlarda yapımına ağırlık verilen hidroelektrik santrallerinin (HES) tasarımlarındaki önemli hatalar, üreme göçleri yapan canlıların soylarının devamında önemli engeller oluşturuyor.

Su gücünü kullarak enerji üretmek fikri ile ortaya çıkan HES’ler, ekolojik etkileri göz önüne alınmadan belirlenen yüksek set yükseklikleri ile canlıların suyun üst kısımlarında yer alan üreme alanlarına olan ulaşımlarını engellemeleri nedeniyle bu alanda çalışan bilim insanları ve sivil toplum örgütlerinin tepkisine neden oluyor.

Avrupa ve Amerika’da profesyonel olarak tasarlanan ve çevresel etki değerlendirme raporları ile son şekli verilen HES’ler, akarsuyun üzerinde yaşayan ve üreme yada beslenme amacıyla hareket eden canlıların aktivitelerini kısıtlamayacak şekilde inşa ediliyor ve doğal yaşama etki ediyorsa proje iptal ediliyor.

Türkiye’deki davranışlar ise iş tanımları arasında ticari ya da kar amacı gütmeyen biçimde suda yaşayan canlıları yetiştirmek yada onları sürdürülebilirlik kuralları çerçevesinde avcılık metodlarıyla avlayacak yöntemleri araştırmak olan su ürünleri mühendisleri başta olmak üzere pek çok bilimsel çevrenin ve lokal yaşam alanı sakininin tepkisini çekiyor. Çevresel etkileri değerlendirilmeden ve ekolojik saygıdan uzak, doğal çevrenin korunmasına değil bozulmasına neden olan uygulamalar, HES’lerin toplum üzerindeki algısınıda negatife çeviriyor.