Hepimiz en az bir kere gittiğimiz deniz kıyısında bulduğumuz bir midye kabuğuna kulağımızı dayayıp içinden gelen esrarengiz sesleri dinlemiş ve gözlerimizi kapatıp uçsuz bucaksız denizleri hayal etmişizdir. Güneşli günlerin hayali ve masmavi denizin efsanevi çekiciliği, bizi bütün kış boyunca sıcak tutmaya yarar bir yerde. Fakat, midye kabuğunun içinden gelen kaynağı belirsiz gibi görülen bu sesler tahmin ettiğimiz şekilde ûhrevi bir mesaj şeklinde bize ulaşmıyor olabilir.

Genel bir inanışa göre midye kabuğunun içinden gelen ses, bizim kulağımızın içinde rutin olarak duyamadığımız kan akışının güçlendirilmiş hali. Yani kalp atışı ile kulağımızın içine gelen sesin midye kabuğunun içindeki enfes akustik tasarımla güçlendirilmiş şeklini duyduğumuzu sananlar var fakat başlı başına bir hayal kırıklığı sayılabilecek bu durum bir gerçeği temsil etmiyor.

Kulağımızı deniz kabuğunun içine dayadığımızda sanki denizdeki dalgalarınkiymiş gibi duyduğumuz rahatlatıcı sesler, ne yazık ki eşsiz bir fenomen değil etrafımızdaki seslerin özel ve akustik biçimde yeniden organize olmuş hali. Kabuğun şekline, hammaddesine (kalsiyum, silikat, sodyum gibi), büyüklüğüne ve oluşum şekline göre güçlenen, zayıflayan, sönümlenen yada baskınlaşan frekanslar, kulağımıza tıpkı denizdeki dalgaların sesiymiş gibi gelir. Kim bilir, belki de algı seçiciliğinin de etkisi vardır…