Fouling'e neden olanlar aslında sürdürülebilir besin kaynağı olabilir mi?

ÇevreKirlilikSu ürünleriSürdürülebilirlikYetiştiricilik

Yazar:

Balık çiftliklerinin etrafında büyüyüp üreyen küçük omurgasız canlılar, yetiştiricilik operasyonu için sürdürülebilir ve besleyici bir besin kaynağı olarak düşünülebilir.

Suda yaşayan pek çok deniz canlısı planktonik formda. Bu, suyun içinde tutunacak bir yüzey bulup büyümeye başlamaya başlayana dek kendi kendilerine sürüklenip duruyorlar demek. Anlatmak istenilen duruma en iyi ve bilindik örnek ise midyeler verilebilir. Fakat plankton insan yapımı ağ ve kafes gibi suyun üzerinde durması için tasarlanmış tehcizatların üzerine yapıştığında gerçekten baş ağrısı oluyorlar. Bir midye hiç dert değil, fakat koloni halindeki midyeler kafeslerin ağlarının ağırlığını ciddi miktarda arttırabilir, sıkıştırabilir ve kafesin içine su girişi ile kafesten suyun çıkışını engellemeye başlayabilir. Ağlara tutunmuş yeteri kadar canlı, ağların yırtılmasına ve kafeslerin kırılmasına neden olarak üretim maliyetini arttırabilir. Ağ ve kafesler üzerinde meydana gelen bu tür durumlara ise “fouling” deniyor.

Bir grup araştırmacı su ürünleri yetiştiriciliği için ciddi bir sorun olan fouling’de bir fırsat gördü. Araştırmacılar, bu organizmaları 5 litrelik ağ poşetlerine bağlanmaya teşvik ederlerse kafesler üzerindeki fouling sorununa bir çözüm üretilebilir. Yapılan araştırmalarda kullanılan torbaların birinde midye kabukları yer alırken bir diğerinde midyelerin tutunabilmesi için daha fazla yüzey alanı içeren plastik malzemeler vardı. Kafeslerin etrafına kurulan bu torbaların kurulmasının ardından buralara yapışacak olan omega-3 ve protein yönünden zengin amfipodlar ve planktonik organizmalar toplanarak besin eldesinde kullanılabilir. Balık yemlerinde kullanılan iki önemli bileşen.

Bu yöntemi test etmek için her ikisi de etçil olan çipura ve levrek balıklarının kültüre alındığı kafeslerin yakınlarına birisi 10 diğeri 16 hafta olmak üzere kolektörler takıldı. Suyun farklı derinliklerinde yaşayan farklı canlıları toparlayabilmek içinse derinlikleri 5 ve 15 metre olarak ayarlandı. Kolektörler bu sürenin sonunda toplanıp laboratuvara tekrar getirildiğinde organizmalar öldürülmek için tatlı suya atıldı ve organizmalar midye kabuklarıyla plastik malzemeden ayrıldı. Tatlı su bu organizmaların 80%’inin temizlenmesini sağladı. Çok meşgul olan çiftçiler için bu son derece kolay bir etkili yöntem. Elde edilen verilere göre her iki farklı derinlikte tutulan konektörlerdeki biyomas miktarı aynıydı. Bu da kolektörlerin suyun herhangi bir derinliğine kolaylıkla ve güvenle takılabileceğini gösteriyor. Her iki kolektörün içindeki tutunucu maddeleri kıyaslamak gerektiğinde ise midye kabuklarının suyun içinde yada yüzeyinde sürüklenip duran plastik malzemelere kıyasla çok daha iyi bir toplayıcı ve deniz koşullarına karşı daha dayanıklı olduğu gözlendi. Kolektörlerin içinde midye kabuklarının ağlardan toplanan midyelerin içinin temizlenmesinden sonra geriye kalan kabuklar olması onları aynı zamanda geri dönüştürülmüş kılıyor.

Toplayıcıların içinden çıkan amfipodlar balık yemi olarak tüketilip tüketilemeyecekleri yönünden incelendi. Bİlim insanları onları yağ, protein, karbohidrat ve aminoasit yönünden değerlendirdi. Ayrıca bünyelerinde bulunan kalsiyum ve toksik metallere de bakıldı. Bunun neticesinde kolektörlerde toplanmış olan amfipodların balık yemlerinden kalan atıkları yediklerini anladılar. Bunu ise amfipodların bünyelerinde biriken daha çok karasal kökenli soyadan gelen omega 6 yağlarının varlığından anladılar. Amfipodlar karbohidrat yönünden son derece zayıf olmakla birlikte yağ ve protein yönünden ise zengindi. Ayrıca dışarıdan kolaylıkla takviye edilebilen methiyonin haricinde vücudun kendi başına yapamayacağı amino asitlerin yapı taşlarının kompozisyonları da son derece yerindeydi. Bunun yanında amfipodlar etçillerle otçulları cezbeden yedi farklı temel olmayan amino asidi de içeriyordu. İşte bu harika haber; demek oluyor ki hem etçiller hem otçullar amfipodlardan yapılmış yemleri hoş ve lezzetli bulabilir. Amfipodları öne çıkaran bu harika özellikleri, onların aslında su ürünleri yemlerinde kullanılabilecek hammaddeler olabileceğini gösteriyor.

Belirli bir alanda birden fazla türün yetiştiriciliğinin yapıldığı su ürünleri yetiştiriciliği sistemleri Entegre Multitofik Su Ürünleri Yetiştiriciliği – IMTA olarak tanımlanıyor ve belirli bir türe odaklanmak yerine birinin tüketmediği yada metabolik atık olarak ortama verdiği maddeleri bir başkasının tüketmesinin sağlanmasıyla geliştirilmiş sürdürülebilirlik sağlanıyor. Her geçen gün daha fazla benimsenen bu fikrin içine kolektörlerin de dahil edilmesi son derece kolay. Çünkü bu kolektörlerin içinde toplanan canlılar su ürünlerine verilmiş olan yemlerin atıklarıyla beslenirken aynı zamanda yemlerin çevre üzerindeki baskısını azaltıyor ve dönüşüm yaparak yem hammaddesinden kaynaklanan üretim maliyetini düşürmenin yeni bir yolunu sunuyor. Yem hammaddesi için halihazırda kullanılan diğer türlerin yem yapımı için avlanmasının da önüne geçilmiş oluyor.

Araştırmacıların elde ettikleri verilerin ışığında, 24 kafesli bir yetiştiricilik tesisine konacak olan kolektörler sayesinde yılda 1 tona yakın amfipodun toplarlanabileceği belirtiliyor. Bu da ortalama 335 kilo protein ve 10 kilo kadar da denizel kökenli yağın geri kazanılabileceği anlamına geliyor…

sciworthy.com adresindeki makaleden yola çıkılarak Türkçe’ye adapte edilmiştir.