2018 yılında su ürünlerinde sürdürülebilirlik konusunda neler öngörülüyor?

ArGeAvcılıkÇevreSu ürünleriSürdürülebilirlikYetiştiricilik

Yazar:

Sadece Amerika Birleşik Devletleri’ndeki su ürünleri sektörünün büyüklüğü $5.5 Milyar’a ulaştı ve su ürünleri tüketicilerinin sayısının günden güne artmasıyla bu sayının önümüzdeki dönemde daha da büyümesi bekliyor. Her seferinde lezzetli balığın, midyenin yada ahtapotun tadını çıkarmakla ilgili yanlış bir şey yok, fakat 2018 yılında sürdürülebilir deniz ürünlerinin akıbeti konusunda söylenecek bir kaç şey var.

Karada yaşayan ve mahsul almak üzere önceden toprağa atarak meyvelerini yemek üzere beklediğimiz bitkilerde olduğu gibi su ürünlerinde böyle bir ihtimal yok ve asıl sorun belki de burada başlıyor; her gün daha fazlasını tüketmek için daha fazla deniz mahsülü bulmamız gerekiyor. Peki ama nasıl?

Sürdürülebilirliğin önemi

Su ürünleri mükemmel içerik kompozisyonlarıyla harika birer protein kaynağı ve sağlığına dikkat eden insanlar tarafından günlük olarak tüketilebilecek harika bir besin. Hatta su ürünlerinin revaçta olmasının ve onlara olan talebin artmasının başındaki neden bu sağlıklı yapıları olduğu bile rahatlıkla söylenebilir.

2080 yılına dek ulaşılması gereken hedef, o tarihte dahi dünyayı besleyebilmek için gerekli su ürünleri stoğunu denizlerde bulundurmak. Bu da ancak bugün, yani 2018 yılında sürdürülebilirlik çalışmalarına hız katmakla gerçekleştirilebilecek bir gerçek.

Sürdürülebilir eylemli su ürünleri çiftiklerinin popüleritesi yükseliyor.

İnsan popülasyonu ve onları beslemek için  gerekli su ürünü miktarı arttıkça denizden avlanan su ürünlerinin miktarı da ne yazık ki artmıyor ve bu aşamada devreye su ürünleri yetiştiriciliği yapılan çiftlikler giriyor.

Birilerinin yemeğine balığı dahil etmek yeni ve inanılmaz bir buluş değil fakat özellikle balıkları son yıllarda sudan çekme şeklimiz ve yöntemimiz ciddi şekilde değişti. Bunun neticesinde endüstriyel ölçekte gelişme gösteren balık çiftlikleri, deniz endüstrisinin en hızlı gelişen kollarından birisi haline geldi.

Su ürünleri sektörüyle birlikte çalışanların ele alması gereken belki de en önemli konu aşırı avcılık bunun etkileri olmalı. Doğada bulunan popülasyonların dünya üzerindeki soylarının devam ettirmelerini başarmaları için avlanmalarının durdurulması ve kendileri toparlamaları için zaman verilmesi gerekiyor. Bu yüzden ticari balıkçılığın yetiştiriciliğe kayması gerekiyor.

Ticari ölçekteki su ürünleri yetiştiriciliği2018 yılında da artış gösterecek ve çiftliklerin daha kolay elde edilebilen türlere yönelmesiyle doğadaki türlere gerekli zaman tanınmış olacak.

Sürdürülebilir balıkçılık taze balıkçılık demek değildir.

Denizden henüz yakalanmış bir balığı yemek pek çok tüketici için harika bir deneyim olsa da dondurulmuş balıklar da pek çok besini barındırır. Konuyla ilgili güzel olan şey ise, balık yemek için her gün sahil tarafına gitmenizin gerekmediğidir; dondurulmuş olarak tedarik edilmiş balıklar ve diğer su ürünleri hemen hemen her marketin raflarında artık kendine yer bulabilmektedir.

Bir su ürününün “sürdürülebilir” olması için illa ki taze olması gerekmiyor ve bunun böyle olması gerektiği toplum içinde bilinen çok yaygın bir yanlış anlaşılma. Dondurulmuş su ürünleri, taze olanlara oranla daha yüksek bir sürdürülebilirlik değerine sahip. Ayrıca uzun raf ömrü ve daha az atık donmuş su ürünlerini daha kullanışlı kılıyor.

Yemler için alternatif protein kaynakları daha çok önem kazanacak.

Bir yandan küresel ölçekte artan su ürünleri talebini balık çiftlikleriyle karşılamayı düşünürken oradaki balıkları beslemek için gerekli olan yemi elde ettiğimiz kaynakları göz ardı edemeyiz. Şu an için halen bu yemlerde kullanılan temel hammadde balık unu ve bu durum sürdürülebilirliğin önündeki en temel sorunlardan yalnızca biri. 2018 yılı, balık yemlerinde kullanılan hammaddelerde değişimin gözle görülür ölçüde değişeceği önemli bir yıl olacak. Balık ununa göre daha sürdürülebilir kaynaklar olan böceklerden ve mikroalglerden elde edilmiş hammaddeler geleneksel olarak balık yemlerinde kullanılan hammaddelerin yerini çoktan almaya başladı bile.

Yerel olarak yakalanmış su ürünlerine olan ilgi artacak.

Sürdürülebilirlik, tek başına gelecekte de denizlerden su ürünleri elde edilmesinin sağlanması anlamına gelmiyor. Bu, endüstrinin çevre ve toplum üzerindeki etkisini de arttırmayı hedefliyor. Dünya üzerindeki endüstriyel taşımacılığın sera gazı oluşumuna etkisi düşünüldüğünde her şeyden önce sürdürülebilirliğin farkındalığını yaratmak için insanlara öncelikli olarak doğru bilgilerin verilmesi gerekiyor. Göreceli olarak dünyanın farklı yerlerinden gelmiş olan su ürünlerini tüketmeyi talep etmeden önce o ürünlerin yaşanılan bölgeye gelirken arkalarında bıraktıkları karbon ayak izlerinin dahi sürdürülebilirlik üzerinde derin etkileri var. Gemilerin yarattığı ses kirliliği yada uçakların bir yerden bir yere giderken harcadıkları petrol bazlı yakıtların sonuçları düşünüldüğünde balıkçılıkla sürdürülebilirliğin sağlanması için lokal türlere odaklanmak gerçekten atılması gereken ilk adımlardan biri…